İnsanlar kendilerini genellikle olumlu özellikler ile tanımlar. Oysa çoğu kişi dünyada yaşadıkları hayatı tanımlarken genelde olumsuz kelimeleri kullanırlar. Nasıl oluyor da, olumlu özelliklere sahip insanlar, olumsuz özelliklere sahip bir dünyada yaşıyorlar ?
İşin sırrı bakış açısında. Kendimizi nasıl tanımladığımız bir yere kadar önemli, ama esas yaşadığımız hayata etki eden şey, başkalarının bizi nasıl tanımladığı. Bu konu insanlar için olduğu kadar, kurumlar için de geçerli.
Felsefenin ana ilkelerinden biri “Kendini Tanımak” tır. Ancak kendini sadece kendi bakış açınla tanıyamazsın. Çünkü insanın kendisini eleştirmesi kolay değildir. Mesela son zamanlarda arkadaşlarıma karşı fazla ukalaca davrandığıma yönelik bazı şikayetler alıyorum.(Dikkate alındı) Oysa benim amacım, onları bazı yanlış olduğunu düşündüğüm konularda uyarmak ve bunu yaparken de kendime göre doğrusunu söylemek. Ama sonuçta benim bu kendime göre iyi niyetli davranışım, ukalalık olarak algılanıyor.
Aslında çoğumuzun durumu böyle. Yapmış veya yapmamış olduğumuz şeylerden dolayı diğer insanlar üzerinde bir izlenim oluşturuyoruz. Bu izlenimler bizim gerçek amacımızla örtüşmeyebiliyor. İşin önemli tarafı, bu oluşturduğumuz izlenimler bizim yaşamımıza ciddi bir etki ediyor. Çünkü insan toplumsal bir varlıktır. Toplumun kişiye olan bakış açısı da, o insanın işinden, sosyal ve aile hayatına kadar her konuyu etkiliyor.
Unutmamak gerekir ki, bir şeyi yaparken gerçek niyetimizin ne olduğunu sadece Allah bilir ve değerlendirmesini de o yapar. Ama bu dünyada biz karşımızdakilerin, yaptığımız şeylerden dolayı bizimle ilgili düşünceleri doğrultusunda değerlendiriliyoruz.
Kendisini içinde yaşadığı topluma kabul ettiremediklerini düşünen insanlar, ciddi psikolojik sorunlar yaşayabiliyor. Ters bir bakış açısıyla aynı durum, içinde bulundukları toplumun, kendilerine uymadığını düşünenler için de geçerli.
Yukarıda söylediğim gibi bu konu sadece insanlarla ilgili değil. Kurumlar da tamamen aynı şekilde topluma etki edip, toplumda bir izlenim oluşturuyorlar. Ve yine tamamen aynı şekilde toplumla ters düşebiliyorlar. Ama kurumların durumu biraz daha karmaşık. Çünkü kurumlar, dışarıdan kendileri hakkında daha fazla bilgi alabiliyor, ancak karar verici mekanizmaların fazlalığı sebebiyle, daha zor pozisyon değiştirebiliyorlar. Bu tamamen başka bir yazı konusu.
Bireylere dönersek, kişilerin kendileri ile ilgili izlenimi öğrenmeleri, kişisel gelişimlerini yönetmeleri açısından çok önemli. Bu yüzden eleştiriye açık olmak gerekiyor. Tabi ki eleştiriye açık olmak demek, haksız suçlamalara karşı sessiz kalmak, anlamına da gelmiyor.
İnsanların en zayıf oldukları anların, kendilerini en güçlü hissettikleri zamanlar olduğu söylenir. Çünkü kendisini güçlü hisseden ve kibire kapılan bir kişi, kendisine yönelik eleştirileri dikkate almadığı gibi, eleştiren kişileri de suçlar veya kendinden uzaklaştırır. Ve bir süre sonra kişi karar alırken yalnız kalır. Bu durumdaki bir kişinin hata yapması kaçınılmaz hale gelir. Elbette güçlü kişilerin çevrelerinde birçok insan bulunur. Ama onlar sadece güçten kendilerine sağlayacakları çıkarın peşindedirler. Bu sebeple asla gücün sahibi ile ,gücünü koruduğu sürece ters düşmezler. Özellikle siyasette bu durum çok sık görülür.
Konuyu toparlarsak, kendimizi ne kadar “İyi” olarak tanımlarsak tanımlayalım, bazı yaptığımız veya yapmadığımız şeylerden dolayı çevremizdeki birileri üzerinde “Kötü” bir etkimiz olabiliyor. Ve bu kötü etkiler birleşerek, yaşadığımız dünyanın çoğumuz için “Kötü” görünmesine sebep oluyor. Biraz daha dikkatli davranma, biraz daha eleştiriye açık olma, eminim birçok şeyi düzeltecektir.
Son olarak çok sevdiğim bir söz ile bağlayım. Biri sana “Eşek” derse umursama, lakin 5 kişi sana “Eşek” derse, git kendine bir semer al.