Zaman zaman bazı insanları verdikleri kararlardan dolayı bilgisizlik ile suçlarız. Acaba bu doğru bir suçlama mıdır ? Kötü bir karar vermek için bilgisiz mi olmak gerekir ? Bu yazımda bir örnek yardımıyla bunu sorgulayacağım.
Her şeyden önce “Kötü karar” söylemimizde bir sıkıntı var. Kime göre kötü karar. Kararı verene göre mi ? Kararın etki ettiği kişilere göre mi ? Yoksa gözlemleyen 3. kişilere göre mi ?
Bir diğer sıkıntı da insanların her zaman rasyonel davranacaklarını düşünmek. Siz, bir başkası ile tamamen aynı bilgilere sahip olduğunuz halde farklı bir karar alabilirsiniz. Tabi ki bana göre buna da etki eden bazı faktörler var. Bunları da incelemeye çalışacağım.
Öncelikle rasyonel bir insanın elindeki bilgilere göre en doğru kararı alacağını varsayalım. Bundan hareketle örneğimi kurgulayacağım.
Bir grup insanın bir toplantıya çağrıldığını düşünelim. Bu insanlardan bir olay sonucunda gerekçe belirtmeden sırayla kararlarını açıklamaları bekleniyor.
Sahneye bir insan çıkıyor ve yavaşça yerden havalanıyor. Bu kişi daha sonra “Ben uçabiliyorum. Bana inanıyor musunuz ?” diye soruyor.
Birinci kişi : Bu kişi gördükleri karşısında şaşırıyor. Karşısındakinin gerçekten uçtuğunu gördüğü için “İnanıyorum” diyor.
İkinci kişi : Bu kişi söz konusu adamı tanıyor ve büyük bir sihirbaz olduğunu biliyor. Kesinlikle bir sihir numarası olduğunu düşünerek “İnanmıyorum” diyor.
Üçüncü kişi : Bu kişi amatör bir sihirbaz. Adamı da tanıyor. Ancak biliyor ki, böyle bir uçma numarasını şimdiye kadar hiçbir sihirbaz yapmadı. Bütün dikkatini vermesine rağmen herhangi bir hile göremiyor. Bunun üzerine “İnanıyorum” diyor.
Dördüncü kişi : Çok gezgin bir insan. Bir uzakdoğu seyahatinde böyle bir sihirbazlık gördüğünü hatırlıyor. O yüzden “İnanmıyorum” diyor.
Beşinci kişi : Neler olduğunu anlayamıyor. Ancak üçüncü kişinin arkadaşı ve onun bir sihirbaz olduğunu biliyor. Ona güvenerek “İnanıyorum” diyor.
Altıncı kişi : Bu kişi de çok okuyan birisi. Mucizelere kesinlikle inanmıyor ve her şeyin bir açıklaması olduğunu savunuyor. Adamı tanımıyor ama yine de insanların uçamayacağını düşündüğü için “İnanmıyorum” diyor.
Yedinci kişi : Dindar bir insan ve kutsal kitabına göre bir peygamberin gelip mucizeler göstermesini bekliyor. Adamı tanımıyor ancak havada görür görmez beklediği peygamber olduğunu düşünerek “İnanıyorum” diyor.
Sekizinci kişi : Bu kişi birinci kişiye aşık ve onunla ters düşmek istemiyor. O yüzden mevcut yargıları inanmamasını söylese de “İnanıyorum” diyor.
Bu inanma ve inanmama meselesini daha da uzatabiliriz. Adam gerçekten uçtu mu, uçmadı mı, bunu özellikle söylemiyorum ki, verilen cevapların hepsinin doğruluk değeri aynı olsun. Ancak mevcut cevaplar üzerinden biraz değerlendirme yapmak istiyorum.
Görüldüğü gibi insanların bir karar verirken birbirinden çok farklı gerekçeleri olabiliyor. Kimisi gördüklerinden etkileniyor. Kimisi okuduklarından. Bazıları inançlarından etkileniyor. Bazıları arkadaşlarından. Bu nedenle.
Bir insanı aldığı karardan dolayı bilgisizlikle suçlayamayız. O kararın içinde bizim sahip olmadığımız bilgiler olabilir.
Bir konuda hiçbir şey bilmeyen bir kişi ile çok şey bilen bir kişi aynı kararı verebilir.
Bazen bilgimizin olmadığı bir konuda inanç ve temel yargılarımız karar vermemize etki edebilir.
İyi bildiğimizi düşündüğümüz bir konuda atladığımız bir husus kararımıza etki edebilir.
Ve sekizinci kişi gibi duygularımız, mantığımızın verdiği kararı değiştirebilir. Keza gelecek ile ilgili kişisel çıkarlarımız kararımıza etki edebilir.
Bu basit bir örnekti. Verilecek karar sadece iki seçenekten biri idi. Ama hayatta çok daha karmaşık koşullarda, çok daha fazla seçenek arasından kararlar vermemiz gerekiyor. Bu kararlara bilgimizin yanı sıra inanç, duygu ve çıkarlarımız da etki ediyor.
Sonuçta insanların bir karar almalarında mutlaka bazı sebepler var. Bu sebepler büyük oranda bilgi ile bağlantılı olsa da, alınan kararların “kötü” olarak değerlendirmesi tartışmalı olduğu gibi, o kararın bir bilgi eksikliği (cahillik) neticesinde alındığını da göstermez.