Korumacılık (Protectionism) ve Koruyucu Devlet

Günümüz dünyasında ekonomi temelli başlıca iki siyasi ideoloji var bunlardan biri Sosyalizm, diğeri ise Kapitalizm’i içeren Liberalizm. Her iki teorinin de saf halde uygulandığı bir ülke yok. Ülkeler bu iki teoriden birini, kendi ülkesel koşullarına göre düzenleyerek uyguluyorlar. Bu nedenle bir ülkedeki sosyalist uygulama, başka bir ülkede daha farklı olabiliyor. Bu da ciddi bir kavram kargaşası yaratıyor. Keza her iki ideoloji de birkaç yüzyıllık ve zaman zaman üzerelerinde değişiklikler yapan filozoflar olmuş. Bu da kesin bir uygulama şekilleri olmasını engelliyor.

Temelde bakıldığı zaman Sosyalizm, devletin özellikle üretim araçlarının kontrolüne sahip olmasını ve özel sektörün ya çok az ya da hiç olmamasını savunuyor. Buna karşın Liberalizm, devletin mümkün olduğu kadar küçük olmasını ve bütün piyasanın özel sektör tarafından yürütülmesini savunuyor.

İşte bu aşamada günümüzde yaşanan özellikle teknolojik gelişmeler, yeni bir ideolojiye ihtiyaç duyulmasına sebep oluyor. Zira dünya bir yandan globalleşirken, diğer yandan insanlar arasında milliyetçilik hızla yükseliyor. Bu durum ülkelerin kendi çıkarlarını korumalarını gerektiriyor. Her ülke bir insan gibi kendi çıkarı neyi gerektiriyorsa, onu yapıyor.  Keza bireyler de doğaları gereği büyük oranda aynı şekilde, kendi çıkarını düşünerek hareket ediyor. İşte bu sebeple bir ideolojinin hem devleti, hem de bireyleri kapsaması ve bütün çıkarları birbiri ile uzlaştırması gerekiyor.

Sosyalizm’in kötü tarafı, bireylerin yaratıcılıklarını ortadan kaldıran, insanların doğal yapılarını görmezden gelen bir sistem olmasıdır. Bu da  Sosyalist sistemlerde toplumun genelinin kötü koşullarda yaşamasına ve devlet tarafından ezilmesine sebep olur. Sadece küçük bir yönetici sınıf kendi koşullarını iyileştirme şansına sahip olur.

Liberalizm’in kötü tarafı ise büyük oranda şanslı veya dürüst olmayan bireylerin kendilerini kurtardığı, diğer bireylerin ise zorluk çektiği bir sistem olmasıdır. Liberalizm’de toplumun küçük bir kesimi çok iyi şartlarda yaşarken, çok büyük bir kesimi kötü şartlarda yaşayabilir.

Bu iki sistemin tam olarak uygulanmamasının bir sebebi de, devletlerin bu iyi yaşayan kesimi mümkün olduğu kadar arttıracak, toplumun genel ekonomik seviyesini mümkün olduğunca yükseltecek düzenlemeler yapmaya çalışmalarıdır.

İşte ben devletin rolünün tam olarak bu olması gerektiğini savunuyorum. Devlet bir yandan bireylerinin arasındaki şans faktörünü dengelemeye çalışırken, diğer yandan bütün vatandaşlarının hayat standartlarını yükseltmeye çalışmalıdır. Bunu da vatandaşlarına bazı güvenceler vererek korumak yoluyla yapmalıdır. Ben bu ideolojiye “Korumacılık (Protectionism)” ve bunu uygulayacak devlete de “Koruyucu Devlet” diyorum.

Protectionism, yeni bir düşünce değil. Ancak mevcut uygulama alanı daha çok ekonomi üzerine. Ben ise bunu biraz daha geniş kapsamlı hale getiriyorum. Kısacası benim savunduğum Korumacılık, devletin bireyleri koruması gerektiğini savunan bir ideolojidir. Koruyucu Devletin en temel görevi, vatandaşlarını doğumlarından itibaren başlayarak, hayatlarının sonuna kadar bir çok alanda korumaktır.

Ancak koruma çok geniş bir kavramdır. Devlete koruma görevi verildiğinde, kötü niyetli yöneticiler bunu kendi inançları doğrultusunda kullanabilirler. Bu yüzden Koruyucu Devlet bireyleri kendilerinden korumaz. Yani bireylerin özgürlüklerini mümkün olduğunca kısıtlamaz. Birey yaptıkları konusunda kendi kendisinden sorumludur. Tüm vatandaşlar istediğini yer – içer, istediği inanca inanır. Koruyucu Devlet bu konuda icabında vatandaşlarını devlet kurumlarından da korur.

Peki neden devletlerin vatandaşlarını koruması gerekiyor ? Bu konuya gelecek yazımda gireceğim.

Bu yazı Korumacılık içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.