İnsan – Devlet İlişkisi

Daha önceki yazılarımda “Devleti” insanlar için doğal bir gereklilik olarak tanımlamıştım. İnsan, toplumsal bir varlık olarak bir topluluk içinde yaşar ve bu topluluğun düzenini devlet sağlar. Topluluk ne kadar büyürse, devlet de o kadar büyür.

Toplumsal sözleşme kuramına göre insanlar, şiddet gibi bazı durumlardan korunmak amacıyla, özgürlüklerinin bir kısmını, bir çeşit sözleşme karşılığında devlete terk ederler.

Thomas Hobbes bu konuda ayrıntılı açıklama yapan ilk filozoftur. Ona göre, insanlar anarşik halde yaşarlarken, bireysel çıkarlarını koruyabilmek için bir araya gelmişler ve mesela birbirlerini öldürme haklarından vazgeçerek, ilk toplumu oluşturmuşlardır. Daha sonra toplumlardan da devletler oluşmuştur.

J. J. Rousseau ise konuyu özgürlükler açısından ele almış ve insanların ancak yasamada söz sahibi olmaları durumunda özgür olacaklarını vurgulamıştır.

Günümüz dünyasında insan ile devlet arasında bir özgür irade ile yapılan sözleşmeden en azından başlangıç için bahsedilemez. İnsanların özgürlükleri sadece doğuştan bağlı olduğu devlet tarafından değil, diğer devletler tarafından da sınırlanmaktadır.  Bir insan doğduğu yere göre çeşitli kurallar dahilinde bir ülkenin vatandaşı sayılmakta ve diğer devletlerin hükmü altındaki topraklara ancak o devletlerin izin vermesi halinde gidebilmekte veya yerleşebilmektedir. Çok özel durumlar hariç, dünya üzerindeki her insan, doğumdan itibaren bir devletin vatandaşı sayılmaktadır.

Yukarıdaki gibi bir sözleşmenin varlığından, ancak bir devletten başka bir devletin vatandaşlığına geçenler açısından söz edebiliriz. Çünkü ancak öyle bir durumda devletin ve vatandaşın bir ortak isteği hayata geçmiş olmaktadır. Diğer durumda insanlar, doğuştan bağlı oldukları devletin kurallarına, istemeseler bile uymak durumundadırlar. Bunda karşılıklı bir rıza yoktur.

Devletlerin yapısı ve kuralları izin verdiği ölçüde, vatandaşları yönetimde söz sahibi olabilir. Yani bir kral veya diktatörün yönetimindeki bir ülkede doğmuş olan bir insanın, yasamada söz sahipliğinden bahsedilemez. Kral veya diktatör hangi kuralları koyarsa, vatandaşlar onlara uymak durumundadır.

İnsanlar en temelde eşittir. Benim “Doğum Şansı” adını verdiğim olgu, bu eşitliği büyük oranda bozmaktadır. İnsanın doğduğu aile ve devlet de bu doğum şansının bir parçasıdır.

Krallıkla yönetilen bir devlette, kralın oğlu olarak doğmak ile, bir çiftçinin oğlu olarak doğmak arasında çok ciddi bir fark vardır. Ancak demokrasinin iyi işlediği bir ülkede, başbakanın oğlu olarak doğmak ile, çiftçinin oğlu olarak doğmak arasındaki şans farkı daha azdır. Her şeyden önce çifçinin oğlunun büyüdüğünde başbakan olabilme şansı mevcuttur.

O halde, insanların devlet ile olan ilişkilerinde, devletin demokratik bir yapıda olmasının, doğum şansının eşitlenmesi ve özgürlükler açısından önemli olduğunu, söyleyebiliriz.

Bu yazı Korumacılık içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.