Korumacılık (Protectionism) hakkında yazmaya devam ediyorum. Bu ideolojinin temel fikrinin Koruyucu Devlet’in vatandaşlarını koruması olduğunu söylemiştim. Ancak devlet kurumu, yapısı gereği vatandaşlarının özgürlüklerini kısıtlar. Devletin müdahalesi arttıkça, kısıtlamalar da artar. Haliyle bu durum bireysel özgürlüklerin korunması yönünde bir çelişki ortaya çıkarır. İşte bu aşamada özgürlük konusunu daha iyi incelemek gerekiyor.
İlk toplumların, ‘insanların korunmak amacıyla biraraya gelmeleri ve bazı özgürlüklerinden vazgeçmeleri sonucu kurulduğunu’ savunan filozoflardan bahsetmiştim. Ben de aynı fikirdeyim. Ancak daha sonraları toplumun yönetici unsuru olan devlet, bireylerin özgürlüklerini gereğinden fazla sınırlamaya başladığı gibi, koruma hizmetini de tam vermemeye başladı.Ta ki ülkelerde demokrasi yerleşmeye başlayana kadar. Demokrasi ile birlikte güçlü, bağımsız ve adil bir adalet sisteminin olduğu ülkelerde de vatandaşlar daha iyi korunmaya başladılar. Ve bu tarz devletler, vatandaşlarına özgürlüklerini kısmen geri verdiler.
Dikkat edilirse, adaletin iyi olduğu ülkelerde özgürlüklerin daha çok olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü adalet ile özgürlükler arasında sıkı bir ilişki var. Adalet öncelikle her insanın haklarının eşit olmasını sağlar. Hakların eşit olması ise bütün vatandaşların aynı şeylerden faydalanabilmesi demektir. Koruyucu devlete düşen görev ise bu hakları mümkün olduğu kadar arttırmaktır.
John Locke’ın doğal haklar geleneğine göre, özgürlük, kişinin diğer bireylerin haklarına saygı duyduğu sürece dilediği şekilde davranması, kimse tarafından zorla engellenmemesi ya da durdurulmamasıdır. Bu noktada özgürlüğün sınırı, diğer bireylerin haklarıdır. Her bireyin hakları eşit olduğunda, yasaklar çoğu zaman bireyleri özgürlüklerinin kısıtlanmasından çok daha fazla bir şekilde korur.
Şimdi bu durumu bir örnekle açıklamaya çalışayım. Bütün vatandaşların birbirlerini öldürmeleri veya yaralamaları yasaklandığında. Bir birey diğer bireyleri öldürme ve yaralama özgürlüğünü kaybetmiş olur. Ama o birey aynı zamanda öldürülmeye ve yaralanmaya karşı korunmuş olur. Buradaki hassas nokta yasağın bütün vatandaşları kapsamasıdır. Bazı grupları bu yasaktan muaf tutmak, diğer grupların bireylerinin başta yaşama hakkı olmak üzere bütün özgürlüklerini ellerinden alabilir.
Devlet sadece yasaklar yoluyla kısıtlama yapmaz. Bazen de bazı şeyleri serbest bırakır. Bu serbest bırakma, devletin, toplumsal yaşamın ve teknolojinin insan hayatına kattığı yeniliklerle ilgilidir. Mesela bir insanın iş kurması toplumsal yaşamın bir sonucudur. Bu noktada devlet yine bir düzenleyici konumundadır. Bu düzenlemeyi yaparken de adil olmalıdır. Devlet bütün vatandaşlarına iş kurma hakkı vermelidir. Sadece bir ırktan olanlara iş kurma hakkı vermesi halinde, bazı bireyler otomatik olarak ikinci sınıf vatandaş pozisyonuna düşerler ve özgürlükleri kısıtlanmış olur.
İnternet teknolojinin getirdiği bir yeniliktir. Bütün vatandaşların internete bağlanma hakları olmalıdır. Eğer sadece bazı devlet görevlilerinin internete bağlanma yetkileri olursa, diğer bireylerin özgürlükleri kısıtlanmış olur.
Dikkat edilirse her üç örnekte de “Bütün vatandaşlar “ şeklinde bir tümellik kullandım. Bana göre adil bir devlet kanunlarda tümel bir dil kullanan devlettir. Bir örnek ile açıklayım. Dini gerekçelerle bazı kıyafetleri giymek zorunda hisseden bireylerin yaşadığı bir ülkede, bu zorunluluğu duymayan farklı inançtan bireyler de yaşayabilir. Adil bir devlet böyle bir durumda hiçbir grubun kıyafetine karışmayan devlettir. Ne dini kıyafet giymek isteyenlere, ne de giymek istemeyenlere herhangi bir yasak koymaz. Tümel bir dil kullanarak, bütün vatandaşlarının istedikleri gibi giyinmelerini serbest bırakır. Böylece o ülkedeki bütün bireyler istedikleri gibi giyinme özgürlüğüne sahip olurlar.
Bu noktada bir parantez açmam gerekiyor. Bireyin bir şeyi istediği gibi yapmasıyla, hiç yapmaması farklı şeylerdir. Yukarıdaki kıyafet örneğimde, bireylerin istedikleri gibi giyinmeleri ile hiç giyinmeyip, çıplak gezmeleri farklıdır. Bir ülke, toplumsal ahlak açısından vatandaşlarının çıplak gezmesini yasaklayıp, gezenleri cezalandırabilir. Ama belli bir kıyafeti giymeye zorlamak veya bazı kıyafetleri yasaklamak ayrı bir husustur. Burada unutulmaması gereken şey, çakışmaların olduğu her konuda, nasıl bir çözüm getirilirse getirilsin rahatsızlık duyan insanların olacağıdır. Özgürlük de böyle bir konudur. Koruyucu devlet için önemli olan husus, rahatsızlık duyan insan sayısını minimuma indirecek çözümler ortaya koymaktır.
Devletin özgürlük konusunda “Doğru” şekilde davranması, Evrensel doğrular yönünde olmalıdır. “Doğru” bir uzlaşıdır. Ne kadar çok kişi bir konuda uzlaşır ve o konuyu doğru kabul ederse, o kadar sağlam olur. Bu açıdan Evrensel doğrular, dünyanın çoğunun üzerinde uzlaştığı doğrulardır. Bana göre bir ülkenin doğruları, Evrensel doğrular ile ne kadar uyumlu olursa, o ülke o kadar huzurlu olur. Tabi ki her ülkenin vatandaşlarının kültüründen kaynaklanan kendi doğruları olduğunu da unutmamak gerekir.
Korumacılık, vatandaşlara tümel bir şekilde yaklaşan ve ülkenin kültürel doğrularını, evrensel doğrularla uyumlu hale getirerek, özgürlükleri mümkün olduğunca geniş tutmaya çalışan bir ideolojidir.