Korumacılık ve Serbest Piyasa

Mevcut serbest piyasa anlayışına gösterilen en büyük tepki, halkı sınıflara ayırdığı iddiasını içerir. Özellikle Marx, işçi ve işverenleri sanki birbirlerine düşman sınıflar olarak tanımlamıştır. Bir insan, bir durumdan bir başka duruma kolayca geçebiliyorsa, ortada sınfsal bir düşmanlık kalmaz. Korumacılık işte böyle bir serbest piyasa anlayışına sahiptir.

Bir işçinin istediği taktirde, işveren olabildiği bir ortamda , ezilmesi gibi bir husus söz konusu olamaz. Serbest piyasada normalde herkesin işveren olma şansının olduğu iddia edilir. Ama teori ile pratik farklıdır. Günümüzde bir işçinin işveren haline gelmesinin eskiye göre çok daha zor olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni, sanayileşmenin üretimi büyük miktarlarda gerçekleştirmesi ve bütün dünyaya satabilmesidir.

Biraz daha açayım. Mesela artık Adam Smith’in bahsettiği kasaba demircileri yok. Demirden ürünler ulusal, hatta küresel düzeyde fabrikalar tarafından üretiliyor. Bir çivi, kasaba demircisi tarafından üretilmiyor. Dünyanın öbür ucundan, Çin’den geliyor. Haliyle binlerce kasaba demircisi oradan kalkmış, bu insanlar işverenlik şanslarını kaybetmişlerdir. Buna karşılık Çin’de yüzlerce işçi çalıştıran bir çivi fabrikası ve sahibi olan belki bir işveren var.

Sadece sanayi değil, aynı büyük ölçeklilik ticaret ve hizmet sektörlerinde de var. Bir işveren binlerce market açabiliyor. Açılan bu marketler hem ürün gamları ile bir çok küçük işletmeyi zora sokuyor ve kapanmalarına veya açılmamalarına sebep oluyor, hem de şube sayısı kadar işverenin oluşmasını da önlüyor. 1.000 tane markete sahip bir işveren, ile 1 er markete sahip 1.000 işveren aynı hizmeti verdikleri halde, 999 işveren potansiyeli, 1.000 market sahibi sayesinde yok oluyor.

Keza 1.000 market sahibi işverenin kendisi ile rekabetinden bahsedemezken, 1 market sahibi 1.000 işveren arasında oluşacak olan ciddi bir rekabet fırsatı da kaçıyor.

İşte Korumacılık bu noktada serbest piyasaya farklı bir bakış açısına sahiptir. Serbest piyasa, kesinlikle tamamen serbest bırakılamaz. Koruyucu devlet, herkesin işveren olma hakkını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğü de Korumacılığın temel prensibi olan, “mümkün olduğunca çok insanı korumak” tan alır. Yani Korumacılık için, bir insanın 1.000 markete sahip olma hakkı, 1.000 insanın market sahibi olma hakkı karşısında bir öneme sahip değildir.

Bu durum karşısında Korumacılığın bazı çözümleri şunlardır.

– Bir piyasada hiçbir firma , piyasayı tek başına yönlendirecek büyüklüğe ulaşmamalıdır.

– Firmalar büyüdükçe sahip sayısı artmalıdır. Yani büyük firmalar mutlaka hisselerinin bir kısmını çalışanlarına veya halka açmalıdır.

– Kooperatifler ve birlikler teşvik edilerek küçük işverenlerin rekabet şansı arttırılmalıdır.

– Koruyucu devlet iş kurmak isteyenlere başta bilgi olmak üzere çeşitli kolaylıklar sağlamalıdır.
– Devlet aynı zamanda kurulmuş işleri de korumalıdır. Yani bir bölgedeki potansiyeli aşacak şekilde yeni işletme kurulmasına izin vermemelidir.

– Bir firmanın, aynı anda birbiri ile alakasız işlerle uğraşmasına veya genel konusu dışında dönemlik iş yapmasına izin verilmemelidir.

Bu yazı Korumacılık içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.