Ben insan hayatını etkileyen her şeyi bir ‘Fenomen’ olarak tanımlarım. Ve bir şey insan hayatını bir şekilde etkiliyorsa, gerçekte var olmasa da, fenomen olarak vardır. Mesela Süpermen böyle bir fenomendir. Gerçekte yoktur ama ‘Süpermen’ dendiğinde çoğu kişi kimden bahsedildiğini ve özelliklerini bilir. Çocuklar taklidini yapar. Çeşitli ürünler üzerine logosu ve resimleri basılır. Oyuncakları yapılır. Süpermen gerçekte olmayan, ama insanlar üzerinde ciddi bir etki yaratan bir fenomendir.
‘Hakikat’ diye aranan şey de bir fenomendir. Bu yazıda aslında Hakikat diye bir şey olmadığını anlatacağım. Ama bu onun hayatımızı etkilemediği anlamına gelmiyor. Peki nedir bu Hakikat ?
Türk Dil Kurumuna göre Hakikat, gerçek, gerçeklik olarak açıklanmış. Gerçek ise, yalan olmayan şey, doğruluk olarak tanımlanıyor. Yani ‘Hakikat’ sonuçta ‘Doğru’ kavramı ile ilgili bir şey.
Platon’un idea olarak tanımladığı şeyler, aslında aranan hakikatin ilk örneklerinden biridir. Platon, gerçek bilginin temelinin ancak idealar dünyasında bulunabileceğini öne sürer. Peki nerededir bu idealar dünyası ? Platon, idealar dünyasını insanların doğmadan önce ziyaret ettikleri yer olarak belirtir. Herkes doğrmadan önce idealar dünyasını görür, ama filozoflar daha fazla görür. Ve dünyadaki her şey idealar dünyasındaki şeylerin birer taklididir. Ama bazısı daha iyi taklittir, bazısı daha kötü taklit.
Varsayalım Platon doğru söylüyor. Dünya, insanların yaşadığı yer olarak aynı zamanda hakikati arayanların bulunduğu yer. Hakikat olan idealar ise başka bir dünyada. Yani bu dünyada bulunamazlar. O halde, Platon’a göre de bu dünyada ‘Hakikat’ diye bir şey yoktur. Bu noktada Platon, itiraz ettiği ve sevmediği Sofistlerle aynı pozisyona gelir. Sofistler göreceliliği savunurlardı. ‘Doğru’ dahil her şey görecelidir. Dolayısı ile Sofistlere göre de bir hakikatten bahsedilemez. Platon, bu noktada Sofistlerden bir filozof olması dolayısı ile, ideaları daha iyi gördüğü için, ‘hakikate en yakın şeyleri kendisinin bildiği’ iddiası ile ayrılır.
Descartes’in ‘Düşünüyorum, o halde varım.’ sözü de yine bu göreceliliğe dayanıyor. Descares duyu organlarının insanı yanılttığını savunuyordu. Gerçekten de duyu organlarımız bizi yanıltır. Gördüğümüz şey aslında farklı bir şey olabilir. Bundan en çok sihirbazlar faydalanır. İşittiğimiz şeyi yanlış veya eksik duymuş olabiliriz. Bize normal gelen bir sıcaklık, başkasını çok kötü etkileyebilir. Yediğimiz yemeğin tadını bir gün beğenmez, ama ertesi gün beğenebiliriz. Kötü koktuğunu düşündüğümüz bir parfümü arkadaşımız beğenerek kullanır…
Biz genelde bilgilerimizi duyu organlarımız ile alırız. Dolayısıyla yanlış aldığımız veriler, bizdeki doğru kavramını da etkilerler. İşte Descartes bu sebeple varlığının ispatını sadece düşünüyor olmasına dayandırabildi. Ona göre kendisi bir rüyada da olabilirdi, ama en azından düşünüyordu.
Sonuçta gerçekten duyu organlarımız bizi yanıltabilirken, neyin doğru olduğunu nasıl bilebiliriz ? Bilemeyiz. Ancak elimizdeki verileri değerlendirebiliriz. Bu da bize kendimize göre bir doğru verir. Böylece Doğru kavramı göreceli hale gelir.
Ama bazen kesin kabul edilen doğrular vardır. Bu doğrular uzlaşmaya dayanır. Eğer ‘Hakikat’ dediğimiz şey doğru kavramının daha ileri bir aşaması ise, belki bütün insanlığın kabul ettiği, üzerinde uzlaştığı doğrular olarak tanımlayabiliriz. Nitekim Ortaçağ’da Güneş’in Dünya çevresinde dönüyor olması, konuyla ilgili herkesin kabul ettiği bir hakikatti. Kopernik’e kadar…
Kopernik, Güneş merkezli sistem teorisini ortaya koyduğunda büyük tepki aldı. Ama zamanla yapılan gözlemler ve toplanan bilimsel veriler, onu haklı çıkardı. Gerçi hala buna inanmayanlar ve Dünya’nın evrenin merkezi olduğunu, hatta düz olduğunu savunanlar var. Bir süre önce dünyanın aslında yuvarlak değil, yamuk bir şekle sahip olduğu ortaya kondu. Yani hala bu konuda net bir hakikat yok. Ama uzlaşmayla doğru kabul edilen veriler var.
Veriler dendiği zaman, bazı verilerin kesin doğru oldukları kabul edilebilir. Ama bu kesin doğru kabul edilen verilerin toplanmasında ve yorumlanmasında sıkıntılar olabilir. Günümüzde basit bir DNA raporu bilim insanları tarafından farklı farklı yorumlanabiliyor. Yenmesinin yararlı olduğu savunulan bir bitki, bir süre sonra fazla tüketilirse zararlı bulunabiliyor. Yani kesin doğrular için çalışan Bilimde bile doğruluk sorunu var.
Bütün veriler dikkate alındığında hakikat diye bir şey olmadığını söyleyebiliriz. Elbette bu söylediğim de bir hakikat değil ve bazı ufak tefek kesin doğrular ile çürütülebilir. Mesela birisi çıkıp “2 + 2 nin 4 olması bir hakikattir.” diyebilir. Doğrudur matematiksel işlemler bir hakikat olarak kabul edilebilir. Ama matematiğin de aciz kaldığı durumlar vardır. Mesela, “Doğal sayılar kümesi mi, Tek sayılar kümesi mi büyüktür ?” dendiğinde, Doğal sayılar ilk bakışta büyük görünür. Çünkü Çift sayıları da içerir. Ama iki kümeyi sonsuza kadar uzatırsak, işin içinden çıkamayız. Nitekim matematiksel olarak çözülemeyen bir çok problem de mevcuttur.
Sonuç olarak, şunu söylememiz yanlış olmaz. Bazı insanların aradıkları ‘Hakikat’ insanların üzerinde uzlaştığı bir şey değildir. Bu yüzden yok sayılabilir. Ancak Hakikat bir fenomendir ve çeşitli açılardan insanları etkiler. Hakikat olmadığı için, kimse tarafından da bulunamaz. Ama bulduğunu iddia edenler olabilir. Hakikati bulduğunu iddia edenlerin buldukları farklı farklı şeylerdir. Aynı şey olsa, üzerinde uzlaşma sağlanmış olur, herkes hakikatin ne olduğunu bilir ve kabul ederdi. Öyle bir şey yok, ama hakikati bulduğunu savunanların bir kısmı, bunu dünya yaşamında fayda sağlamak için kullanmaktan da kaçınmaz.
…