Ahlak formal eğitim ile kazandırılabilecek bir şey değildir. Ahlakımızı oluşturan, ailemizden, çevremizden ve en önemlisi devletimizden, gerek bizzat yaşayarak, gerek başkaları vasıtası ile gördüklerimizdir. Bu açıdan devletin önemli bir sorumluluğu vardır.
Mesela okullarda ne kadar çok ahlak ile ilgili dersler olursa olsun, bir devlet çıkardığı bir vergiyi bir süre sonra kaldırıp, ödemeyenleri affediyor, ama ödeyenlerin parasını iade etmiyorsa, kendi eliyle uyanıklık yapmayı teşvik etmiş olur. İnsanlar artık sadece devlete vergi ödemeyi değil, başkalarına olan borçlarını ödemeyi de geciktirmeye başlarlar ki, bu da iyi bir ahlaki vasıf değildir.
Yine devlet adaleti yeterince sağlayamadığı için, mesela hırsızlık yapanları kısa sürede serbest bırakıyorsa, kendini biraz zor durumda hisseden herkes hırsızlık yapmaya kalkar. Çünkü bunun fazla bir zararı olmadığını görmüşlerdir. Siz istediğiniz kadar o kişiye Ahlaktan bahsedin. Kişi kendine göre bir ahlak anlayışı edinmiştir bile…
O açıdan devlet, baştan aşağıya vatandaşlarına ahlaki açıdan örnek olacak bir yapıda olmalı ve kararlarını da o şekilde almalıdır.
—————————————————————–
Ne söylendiği kadar, nasıl söylendiği ve kimin söylediği de önemlidir.
Bazı insanlar ciddiye alınır. Söyledikleri gerçekte saçma bile olsa, üzerinde düşünülür ve tartışılır.
Bazı insanlar ise güvenilirliklerini yitirmiştir. Söyledikleri şey çok ciddi ve önemli olsa bile, dikkate alınmaz.
Yine söyleme üslubu çok önemlidir. Önemli bir şeyi, yanlış kelimelerle, yanlış tavırla ve yanlış bir tonlamayla söylememiz, dikkate alınmasını zorlaştırır.
Bazen de birisi çok basit bir şeyi, öyle bir üslupla söyler ki, sanki hayatın sırrını duymuş gibi oluruz.
Bunlar hata mıdır ? Hatadır. Ama yaşamın da bir gerçeğidir. İnsanlar her söylenen şeyin üzerinde düşünmeyecek kadar üşengeçtir. Ve yukarıda söylediklerim de, üzerinde düşünülecekleri bir tür eleme yöntemidir.
Bu nedenle bazı şeyler, bazı insanlara söyletilmeye çalışılır.
————————————————————
Eğer Şeytan diye bir varlık varsa, muhtemelen en sevdiği şey, Allah adına iş yaptırarak günaha sokmaktır.
———————————————————–
İnsan ilişkileri karşılıklı çıkara dayanır. Ama bu çıkarın illa para olması gerekmez.
İki insan birbirlerine manevi destek oldukları, birbirleri ile iyi vakit geçirdikleri için de arkadaşlık edebilirler, birisi diğerinden zengin olduğu ve öbürü de bundan faydalandığı için de…
Bazen insan, maddi imkanlarını kaybeder. Bu insanın psikolojisini de bozar. Ve etrafında kimse kalmamasını, maddi imkanlarını kaybetmesine bağlar. Evet maddi imkanın değişmesi bazı insanları uzaklaştırabilir. Ama kişinin psikolojisinin değişmesi de aynı sonuca varır.
Sürekli şikayet eden ve dert anlatan bir insan ile birkaç kere vakit geçiren birisinin iyi bir vakit geçirdiği söylenemez. Bu tip psikolojisi bozulmuş bir insan, iyi vakit geçirmek isteyen arkadaşları tarafından değil, ancak birine yardımcı olma duygusunu tatmin etmek isteyenlerce aranır, ki onlar da çok azdır.
———————————————————
Günümüzde Bilimsel Bilgi, tamamen kesin olarak kabul edilmeyen bilgi olarak görülüyor. Çünkü tarih, bilimsel olarak kesin kabul edilen bilgilerin, yanlış veya eksik olabileceğini gösterdi.
Oysa insan, kararlarını elindeki bilgiler ile alıyor. Yani bilgilerini doğru kabul ediyor. İşte burada İnanç devreye giriyor. Yani elimizdeki bilgilerin doğru veya yanlışlığına inanarak kararlar alıyoruz. Birbiri ile çelişen bilgilerden bazılarını seçip doğru olduğuna inanıyoruz.
Bu şunu ortaya çıkarıyor. Aynı bilgilere sahip 2 insan, o bilgilere inanma durumlarına göre farklı kararlar alabiliyor.
Yani bir insanın bir konuya bilimsel olarak yaklaşması, her şeyden önce elindeki bilgilerin yanlış olabileceğini bilmesidir. Ve mutlaka karşıt görüşleri de dinlemesidir.
Karşı tarafı dinlemeden, elindeki bilgileri öğrenmeye çalışmadan, hatta başkalarının inançları ile farklı bir karar alabileceğini kabul etmeden, bilimsel davranılmaz.