“Ben bir yalancıyım. Doğru söylüyorum.”
Felsefe tarihinde en çok tartışılan paradokslardan biridir bu söz. Sözü söyleyen doğru söylüyorsa, İfadesine göre yalancı olmalıdır. Ama doğru söylemiştir. Yalan söylemişse, İfadesi de yalandır. Bu yüzden yalancı olamaz. Ama yalan söylemiştir.
Eğer bunu klasik mantığa göre değerlendirirsek kolay kolay içinden çıkamayabiliriz. Çünkü klasik mantığa göre yalancı yalan söyler.
Peki yalancı sürekli yalan söyleyen bir insan mıdır ? Mesela kendisine “uyuyor musun ?” diye sorulduğunda yalan söyleyip “Uyuyorum” mu der ? Veya açken yalan söyleyip, tokum mu der ? Tabi ki hayır.
O halde bir insan bütün sözleri yalan olduğu için “Yalancı” olarak tanımlanmaz. Sadece sık sık yalan söyleyebildiği için tanımlanır. Bu bir oran olarak görülebilir. Bu noktada Klasik mantıktan çıkar, Puslu Mantığa gireriz.
Puslu mantık oransal tanımlamalar için çok daha uygun bir mantıktır. Bu mantık sayesinde, mesela sözlerinin yüzde 30’undan fazlası yalan olan bir insanı Yalancı sınıfına sokabiliriz.
Şimdi yukarıdaki sözü böyle bir insanın söylediğini düşünelim. Evet kendisi bir yalancıdır. Ama bu sözü doğru söylediği yüzde yetmişlik kısımın içindedir.
Veya tersinden bakarsak, kendisi sözlerinin yüzde 20’si yalan olan ve bizim yalancı olarak tanımlamadığımız bir insandır. Bu sözü de o yüzde 20’lik kısma giren yalanlarından biridir. Dikkate almaya değmez.
Sorun böylece kolayca çözülür.
Burada önemli olan husus bu insanın ne dediği değil, bizim onun hakkında ne düşündüğümüz.
Bu noktada kişisel değerlendirme kriterlerimiz de önem kazanır. Mesela benim için birini “Yalancı” grubuna sokmak daha fazla bir oran gerektirirken, bir başkası daha az bir oranla sokabilir. Böylece bana göre yalancı olmayan biri, başkasına göre yalancı olur.