Felsefenin önemli söylemlerinden bir tanesi, kendimizi tanımamız gerektiği üzerinedir. Kendimizi tanımak çok genel bir söylemdir. Güçlü yönlerimizi bilmek, zayıflıklarımızı bilmek, yeteneklerimizi bilmek, başkaları tarafından nasıl göründüğümüzü bilmek, ne istediğimizi bilmek…
Kendimizi tanımanın bir şekli de hangi durumda ne yapacağımızı bilmektir. Ancak bir sorun vardır. Bazen öyle durumlar vardır ki, başımıza gelmeden ne yapacağımızı tam olarak bilemeyiz.
Mesela rüşvet yer miyiz ?
Kendimizi kötü göstereceğini bile bile başkasının sorduğu bu soruya “evet” diyemeyiz. Ancak kimse bilmeyecek şekilde bu soruyu kendimize de sorduğumuzda, eğer şimdiye kadar hiç rüşvet teklifi almadıysak, cevabımız yine büyük olasılıkla “hayır” olacaktır. Oysa bir de “paranın yüzü sıcaktır” diye bir söylem vardır. Ve sıcak bir yüz bizi ikna edebilir.
Bir lokantada çalıştığımızı düşünelim. Lokantanın özel bir yemeği var ve müşterilerin çoğu bu yemek için geliyor. Biz de bir çalışan olarak bu yemeğin tarifini biliyoruz. Rakip lokantalardan biri bize para teklif etse, bu tarifi verir miyiz ?
Bu noktada bize etki edecek birkaç etken var.
– Lokantada ne kadar zamandır çalışıyoruz ? Yıllardır çalışıyor olmamız, oraya olan bağlılığımızı arttırır.
– Paraya ihtiyacımız var mı ? Eğer aldığımız maaşla geçimimizi rahatça sürdürüyorsak, daha fazla para için vicdanımızı yaralamak, keza işimizi tehlikeye atmak istemeyiz.
– Ne kadar para teklif ediliyor ? Paraya ihtiyacımız olsa bile, işimizi tehlikeye atmaya değmeyecek bir miktar bizi yoldan çıkaramaz.
– Lokanta sahibi ile ilişkilerimiz nasıl ? Eğer lokanta sahibinin iyi bir insan olduğunu düşünüyorsak ve kendisi ile iyi ilişkilerimiz varsa, zarar görmesini istemeyiz.
Peki ya bizi durduracak bu gibi şeyler olmadığı zaman ?
Lokantada kısa bir süredir çalışıyor ve işimizden memnun değilsek. Lokanta sahibini sevmiyor ve hakkımızı yediğini düşünüyorsak. Paraya çok ihtiyacımız varsa ve bize birkaç senede ancak kazanabileceğimiz bir miktar teklif ediliyorsa ?
Açıkçası çok az kişinin böyle bir durumda tarifi satmayacağını düşünüyorum. O noktada da etki eden yine birkaç etmen var.
– Toplumun yaptığımız eyleme bakışı ve duyulması halinde bize karşı takınılacak tavır.
– Yasalar nedeniyle cezalandırılma korkusu.
– Dini inançlarımız dolayısı ile yaptığımızın cezasını çekme korkusu.
İnsan olarak kendimizi vicdani yönden rahatlatmakta özel bir yeteneğimiz var. Yaptığımız şeyin kötü olduğunu düşünüyorsak, illa ki geçerli bir sebep buluruz. Bu sebep, yaptığımız şeyi en azından kendimiz açısından kötü olmaktan çıkarır. Böylece gece rahat uyuruz. İşte bu da farkında olmamız gereken bir özelliğimizdir.
Sadece kötü bir şey yapıp yapmamamız değil, bazen ani şoklarda da nasıl davranacağımızı bilemeyebiliriz.
Bir akrabamızın ölmesi, aniden işten çıkarılmamız, bir yakınımızın çok kötü bir şey yaptığını öğrenmemiz, evlenmemiz, çocuğumuzun olması…
Ani bir şekilde hayatımızda değişiklikler yaratacak durumlarda, duygularımız mantığımızın önüne geçer. Mantıklı zamanımızda “öyle olursa, böyle yaparım” diye planladığımız bir durumu yaşadığımızda, o planı uygulamak duygularımıza ters gelebilir veya koşullarda hiç hesaplamadığımız, planımızı uygulamamıza engel olacak farklılıklar olabilir.
Mesela kendimizi bir çocuğumuz olmasına hazır hissedebiliriz. Bunun için kafamızda planlarımız olabilir. Ama engelli bir çocuğumuzun olması, beklemediğimiz şekilde bütün planlarımızı bozar. Bu durumda da nasıl davranacağımızı yine önceden bilemeyiz.
Sevgilimizi çok sevmemiz, daha önce mantıksal olarak tolere edemeyeceğimizi düşündüğümüz bir davranışını, tolere etmemize yol açabilir.
Velhasıl kendimizi ne kadar tanımaya çalışırsak çalışalım, bazı durumlar karşısında nasıl davranacağımızı ancak o duruma düştüğümüzde öğrenebiliriz. Bu yüzden kendimizi yüzde yüz tanıdığımızı söyleyemeyeceğimiz gibi, başkalarını da çeşitli durumlar karşısındaki davranışları sebebiyle eleştirmeden önce, biraz daha geniş bakmamızda fayda var.