Temsili Demokrasinin Sorunları ve Çözüm Önerileri

Akademia Verum’un felsefe yarışmasında 2. olan yazım.
—————-

Devlet bireylerin tek başlarına halledemedikleri sorunlarını çözmek için biraraya gelerek
kurdukları bir tüzel kişiliktir. Günümüzde istisnalar dışında bütün insanlar doğumlarından itibaren birer devletin vatandaşı durumundadır.

Devletin aldığı kararlar vatandaşlarının yaşamlarını birçok açıdan doğrudan ve dolaylı olarak etkiler. Bu yüzden vatandaşların devletin aldığı kararlara katılması, kendi çıkarlarını korumak açısından önemlidir. Demokrasi bunu sağlamaya çalışan bir unsurdur.

Demokrasinin en basit hali, “Doğrudan Demokrasi” denilen, oy verme hakkına sahip bütün vatandaşların, biraraya gelerek kararları çoğunluk oyuyla almaları durumudur. Ancak bu nüfusu kalabalık olan devletlerde mümkün değildi. Çünkü bırakın milyonlarca insanı, birkaç bin kişiyi bile biraraya getirerek oylama yaptırmak, ciddi bir zaman kaybına yol açmasının yanında, mekansal açıdan da mümkün değildir.

İşte bu sorunlar “Temsili Demokrasi”yi ortaya çıkardı. Bu sayede seçme hakkı olan
vatandaşlar, kendilerine seçtikleri temsilciler “veya tam kullanımı ile vekiller” vasıtası ile
yönetime katılma şansı buldular.

Ancak bir devletin yönetiminin, sadece hepsi birbirine eşit yetkideki büyük bir grup vekil
tarafından yapılması da mümkün değildir. Çünkü bir işin yapılması ve devamlılığı olması,
takip edecek bir sorumlusu olmasına bağlıdır. Böylece işleri yönetecek bir yönetici ve onun
emrinde çeşitli konulardan sorumlu daha küçük bir gruba ihtiyaç vardır. Hükümet denilen bu grubu başbakan ve bakanlar oluşturur.

Daha sonra sistem, hükümetlerin mutlak bir hakimiyete sahip olup, bunu kötüye
kullanmamaları için bir de kuvvetler ayrılığına ihtiyaç duydu. Yani yasama, yürütme ve
yargının birbirinden bağımsız ama birbirlerini denetleyecek şekilde ayrılmasına…

Mevcut uygulamalarda vatandaşlar, hem yasamada hem de yürütmede görev yapacak
temsilcilerini, çeşitli siyasal düşüncelere, yani yönetimsel fikirlere sahip partilerin
gösterdikleri adaylar arasından, düşüncelerine ve beğenilerine en çok hitap edenleri seçerek belirliyorlar. Elbette yasama ve yürütmenin belirlenmesinde farklı usuller kullanılabiliyor. Ancak demokraside sonucu halkın oyları belirliyor.

İşin içine partilerin karışması ve uygulanan seçim usülleri çeşitli sorunları ortaya çıkıyor.

Bunları kısaca belirtmek gerekirse…
1 – Bölgesel olarak seçilen temsilciler, çeşitli bölgelerde dağınık halde bulunan bazı vatandaş gruplarının mecliste temsil edilememesine yol açıyor. Mesela dini azınlıklar eğer partiler tarafından aday gösterilmezlerse, seçilemiyorlar.

2 – Partilerin rekabeti çok ciddi bir sorun haline geliyor. Çünkü yürütme görevini kazanan bir parti, bazen yasalar çıkarmaya ihtiyaç duyuyor. Ancak meclisteki rakip partilerin üyeleri kendilerine hiçbir şartta destek vermeyebiliyorlar. Bu durum yürütmeyi kazanan partinin, meclis çoğunluğunu da kazanmasını gerektiriyor. Böylece temsil oranlarını bozan barajlar konuyor. Barajın altında kalan partilere oy verenler temsil edilemiyor. Temsil edilemeyenler bazen büyük oranlara çıkabiliyor.

3 – Keza tam tersi, hükümeti ve meclisi kontrol altına alan parti veya partiler, diğer partilere hiçbir söz hakkı vermeyebiliyor. O partilere oy veren vatandaşların hiçbir isteği
gerçekleşmeyebiliyor.

4 – Partiler de birer yöneticiye ihtiyaç duyuyorlar. Ancak bir noktada parti yöneticisi, partisi ile ilgili bütün kararları verebilir bir pozisyona geliyor. Vatandaşların seçtiği temsilciler, parti yöneticisi ne derse onu yapıyorlar ki, bu bazen vatandaşların istedikleri şey olmuyor.

5 – Parti yöneticileri tarafından aday gösterilen temsilcilerin yeterlilikleri iyi denetlenmiyor. Oy veren vatandaşlar da temsilci adaylarını incelemek yerine, parti yöneticisine veya bizzat partiye olan beğenilerine göre oy kullanıyor.

Peki bu sorunlar nasıl çözülebilir ?

Öncelikle günümüzde teknolojinin gelişimi bu alanda çok büyük bir devrim yapabilir. Mesela Estonya’da oy verme internetten yapılabiliyor. Oyu vermek için aynı zamanda, bir mekanda toplanmama şansı, doğrudan demokrasiyi en azından yasama alanında uygulama şansı doğurur.

Hükümet ihtiyacı olan kanunları çok rahat bütün vatandaşlara sorabilir ve vatandaşlar belli bir süre içerisinde bunları bilgisayar ve cep telefonları ile fazla bir vakit harcamadan internetten oylayabilir. Bu durumda vatandaşların kendilerine temsilciler seçmelerine gerek kalmaz.

Bu aslında en adil çözüm de olacaktır. Tabi oylanacak kanunların içeriği de önemli.
Çoğunluğun azınlıkların haklarını ellerinden almalarını içeren kanunlar olmamalı. Bu farklı bir konu….

Eğer temsili demokraside ısrar edilecekse, temsil sisteminde adaleti sağlamanın en önemli
koşulu, bana göre siyasi parti sistemini değiştirmektir.

Öncelikle seçilme yeterliliği ile ilgili bazı düzenlemeler yapılmalı. Seçilecek olan
temsilcilerin en azından Siyasal Bilgiler mezunu olmaları, eğer üniversitelerin farklı
bölümlerinden mezun olmuşlarsa, siyaset üzerine formasyon almaları şart olmalı. Yine siyaset ile uğraşan insanların 2 senede bir psikolojik testlerden geçmeleri de istenmeli. Bir otobüs şoförü bile belli aralıklarla kontrol ediliyorken, devlet yönetmeye talip olanların ruh sağlıklarının yerinde olması bütün diğer mesleklerden önemlidir.

Siyasi partilerin başkanları partilerinde 1 seçim dönemi başkanlık yapabilmeli. Daha sonra
danışman olarak görev yapmalı. Bu sayede partilerde başkan tahakkümü ortadan kalkar.

Bunun dışında yasama organı seçimleri için seçmenler gruplanmalı. Her grubun bir temsilci seçme hakkı olmalı. Seçime girme yeterliliğine sahip kişiler bir partinin adayı veya bağımsız aday olabilmeli. Seçim iki turlu olmalı ve ilk veya ikinci turda yüzde 50’yi geçen adaylar seçilmeli.

Bu ilk başta iki turlu dar bölge sistemi gibi görünebilir. Ancak bir farkı olacak.
Günümüzde her seçmen bir vatandaşlık numarasına sahip olabiliyor. Ve bu o seçmenin her hareketinin takip edilebilmesini sağlıyor. Hal böyle iken, seçim öncesi seçmenleri gruplamak ve seçimlerde sadece 1er oy kullanmalarını sağlamak zor olmamalı.

İşte fark yukarıda da bahsettiğim gruplama aşamasında ortaya çıkacak. Yaklaşık 60.000.000 seçmenin olduğu bir ülkede 600 Milletvekili seçiliyorsa, bu 100.000 seçmene 1 Milletvekili düşüyor anlamına gelir. Seçim öncesi vatandaşlar parti benzeri gruplar kurabilecek. Bu grupların üye sayıları 100.000’i geçerse 1 vekil hakkına sahip olacaklar ve seçimde o vekilin kim olacağını belirlemek için oy kullanacaklar.

Mesela bir ülkede yaşayan dini azınlıklardan biri 100.000 kişiyi geçerse, grup kurarak 1 vekil sahibi olabilecek. O azınlık grubunun üyeleri seçimde kendi vekillerinin kim olduğunu tespit etmek için seçilme yeterliliğine sahip adaylar arasında oy kullanacak.
Aynı şekilde liberal düşünceliler, doktorlar, x üniversitesi mezunları, lgbti üyeleri, Balkan
göçmenleri, kedi sevenler gibi 100.000 kişiyi bulan her grup, kendi temsilcisini seçebilecek.

Bir kişi sadece bir gruba üye olabilecek ve o grup için oy kullanacak. Hiçbir gruba üye
olmayanlar, ikamet ettikleri yere göre gruplanacak ve kalan vekilleri seçecekler.
Bir grubun üye sayısı mesela 300.000 olursa, 3 vekil hakkına sahip olacak ve grup içindeki
seçmenler üçe bölünerek oy kullandırılacak. Partilerden seçilen vekiller parti değiştirebilecek, ama gruplardan seçilen vekillerin böyle bir şansı olmayacak. Grup gereğinde (Gruptan ayrılma, istifa, ölüm, seçilme yeterliliğini kaybetme…) zamanı gelmeden kendi içinde seçim yaparak vekilini değiştirebilecektir.

Bu sistem sayesinde…

1 – Mecliste temsiliyet daha adil olacaktır. Gruplardan gelen temsilciler kendi temsil ettikleri grubun haklarını koruyacak, sorunlarını ve isteklerini dile getirebileceklerdir.

2 – Partiler arasında sert bir rekabet olmayacaktır. Çünkü seçilen vekiller parti liderinden çok seçmenlerinin beklentilerine göre davranmaya çalışacaklardır.

3 – Bir partinin içinde memnun olmayan bir kesim varsa, ayrılıp bir grup kurabilecek ve
rahatça vekil çıkarabilecektir.

4 – Seçilecek kişiler daha vasıflı olacaktır. Bu farklı partilerden vekillerin birbirleri ile daha
medeni ilişkiler kurmalarını, keza daha doğru kanunlar çıkarmalarını sağlayacaktır.

5 – Hükümet, gerçekten ihtiyacı olan kanunları, tüm milletvekillerini ikna ederek
çıkarttırmaya çalışacaktır. Azınlıklar daha etkili olabilecektir.

Böyle bir sistemde hükümetin ayrıca seçilecek bir Başkan tarafından meclis dışından
kurulması daha doğru olacaktır. Hükümet kesinlikle hiçbir kanun yapma hakkına sahip
olmamalı, çıkmasını istediği kanunlar konusunda meclisi ikna etmelidir.

Diğer yandan meclis de, ancak Başkanın onayladığı kanun tekliflerini oylamaya
sunabilmelidir. Bu sayede yasama ve yürütme birbirlerini denetleyebilecektir.

Bu yazı Uncategorized, Yazılar içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.