Meşhur bir soru vardır “Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı ?” diye. Bu soruya benim cevabım şudur : Çok gezen, kendi gördüğünü, duyduğunu, yaşadığını bilir. Çok okuyan, okuduğu yazarların yazdığını bilir.
İnsanın bir şeyleri kendi gözleri ile görmesi ve duyması, olayların bizzat içinde olması, daha detaylı ve kalıcı bir bilgi verir. Bu eğitim fakültelerinde öğretmen adaylarına öğretilen en önemli şeylerden biridir. Ama bizim her şeyi kendi gözlerimiz ile görmemiz ve yaşamamız mümkün değildir. Mesela uzaya çıkıp, dünyaya bakamayız. CERN’e girip, deneylere katılamayız. Bütün gün sevdiğimiz siyasinin ne yaptığını, ne dediğini bilmek için peşinde dolaşamayız. Geçmişe gidip, binlerce yıl önce ortadan kalkmış kişi ve toplumların neler yaptığını inceleyemeyiz.
Bu nedenle çoğu bilgimizi, başkalarının deneyimlerini, bilgilerini ve yorumlarını okuyarak öğrenebiliriz. Ama bilmemiz için sadece bir şeyleri okumamız yeterli mi ? İşte bu noktada doğru bilgiye ulaşabilmemiz için üç önemli husus var. Birincisi, okuduğumuzu doğru anlayabilmeliyiz. İkincisi, anladığımız şeyi irdeleyebilmeliyiz. Üçüncüsü, bir konuda farklı görüşlere de bakmalıyız Okuduğumuz şeyi doğru anlamak şu anlama gelir. Yazar yazdığı ile ne anlatmak istemişse onu anlamak. 2021 yılında yapılan OECD araştırmasına göre, Türkiye’de insanların yüzde 40’ı okuduğunu anlamakta güçlük çekiyor. Bu şu anlama geliyor. Bu yüzde 40, okudukları yazarların anlatmak istedikleri şeyleri, doğru anlamıyor. Mesela yazar, bir şeyin bazı zor şartlar gerçekleşirse yapılabileceğini anlatırken; okuyan, o şeyin kolayca gerçekleşebileceğini anlayabiliyor.
Okuduğunu doğru anlayabilen bir insan olmamız da yetmez. Anladığımız şeyi irdeleyebilmeliyiz. Bir yazıda anlatılmak istenen şey, çeşitli sebeplerle doğru olmayabilir. Yazarın bilgisi eksik olabilir. Yazarken hata yapılmış olabilir. Kasıtlı olarak yanlış bilgi verilmiş olabilir. Veya yazılanlar taraflı bir bakış açısı ile yazılmıştır. İşte bu yüzden okuduğumuz yazıdaki mevcut bilgilerimize ters düşen bilgileri mutlaka teyit etmeli; yazı içindeki mantık açısından tutarsızlıkları tespit edebilmeliyiz. Buna “Eleştirel Okuma” da denir.
Eleştirel okuma yapabilmek için, okuduğumuz metinleri yavaş ve gerekirse bazı yerlerini tekrar tekrar okumalıyız. Önemli hususların üzerinde düşünmeliyiz. Çok okumak değil, nitelikli okumak önemlidir. O yüzden “Ben her gün 1 kitap okurum.” gibi söylemlerde bulunanlar, gerçekte doğru dürüst okumayan insanlardır. Okunan yayının türüne göre bir kitabın okuma süresi değişmelidir. 500 sayfalık bir roman bir günde okunabilirken, bir felsefe kitabının 10 sayfasını okumak için birkaç gün gerekebilir.
Son olarak, okuduğumuz şeylerin çoğunun bilginin yanında yoruma dayandığını bilmeliyiz. Aynı olay, iki kişi tarafından çok farklı anlatılabilir. Özellikle anlatanlar olayın karşıt taraflarıysa… Bu yüzden bir konuda doğru bilgiye ulaşmak için, mümkün olduğunca farklı, hatta karşıt kaynakları okumak gerekir. Anlatıların ortak noktaları, elimizdeki doğru bilgileri oluşturur. Mesela bir trafik kazasında çarpışan iki otomobilin sürücüsü, birbirlerini suçlayabilir. Elimizdeki en doğru bilgi, arabaların çarpışmış olmasıdır.
Bütün bu hususları göz önüne aldığımızda, sanki çok okumanın, gezmeye göre fazla bir avantajı olmadığı anlaşılabilir. Ancak gezerken, görüp duyduklarımızın ne kadarı doğru ? Okuduğunu anlayamayan bir insan, duyduğunu doğru anlayabilir mi ? İnsanlar hiç yalan söylemez mi ?