Felsefe, Batı felsefesinin ilk filozofu sayılan Thales’ten itibaren bir kişisel şüphe, sorgulama ve merak faaliyeti olmuştur. Thales, yaşamı boyunca gördüklerinin etkisi ile varlığın temellerini sorgulamaya başlamıştır. Ondan sonra gelen bütün filozoflar yine yaşadıklarının etkisi ile felsefi düşüncelerini şekillendirmişlerdir. Bazıları inandıkları şeyleri temellendirmeye çalışırken, bazıları inanmadıkları şeylere veya gördükleri kötülüklere tepkilerini ortaya koymuşlardır.
Felsefenin kötü zamanlarda artan bir faaliyet olduğunu düşünenler vardır.
İşte Marx ve Engels’in fikirleri de yaşamlarından çok kopuk değildi. Marx’ın hayat hikayesine baktığımızda küçük yaştan itiberen liberal bir çevre içinde olduğunu görürüz. Ancak onun zamanı, liberallerin muhafazakarlar tarafından baskılandığı bir zamandı. Marx istediği gibi yazabilmek için daha az baskı gören sosyalizme yakınlaştı.
Engels ise bir fabrikatörün oğluydu. Babası onun kendisine yardımcı olması için liseden almıştı. Engels daha sonra eğitimini tamamladı ama bu durum babası nezdinde fabrikatörlere karşı bir tepki geliştirmesine neden oldu. Marx ile karşılaştıkları zaman, o dönemde gerçekten fazlaca ezilen işçileri kurtarmak için beraberce çalışmaya karar verdiler.
Marx işin yazma kısmını, Engels ise Marx’ın çalışmalarının ve ailesinin finansmanını üstlendi. Amaçları bir devrim ile işçileri, patronların köleliğinden kurtarmaktı. Oysa kendi finansmanları bile Engels’in babasının fabrikalarından geliyordu. Belki de bunu ironik buluyorlardı ve “kapitalizmin bir gün kendini yok edeceği” fikrinin bir dayanağı da buydu.
Ancak o dönem henüz sanayi devriminin başlarıydı. Üretim büyük miktarda artmıştı. Satış problemi ise çok fazla yoktu. Ama bir noktada üretim gerekenden fazla bir hale geldi. İnsanların birkaç elbise ile yaşadıkları bir dönemdi. Ve o elbiseleri varsa, yenilerini almalarına ihtiyaç yoktu. Ve çare bulundu. Tüketim Toplumuna geçildi. Artık bir fabrika işçisi bile çeşitli elbiselere ve Marx’ın hayal bile edemeyeceği şeylere sahipti. Günümüzde hangi işçinin cebinde cep telefonu yok ?
Bu durum çok önemli bir şeyi daha değiştirdi. Marx ve Engels bütün teorilerini üretim üzerine kurmuştu. Oysa günümüzde en önemli şey satış. Öyle ki, dünyanın en zenginleri üretimine bir emek harcanmayan sanal şeylerin satışı veya dolaylı satışı ile zengin olmuş durumdalar. Bir şeyi üretmekten daha önemlisi, o şeyi tutundurmak ve satabilmek. Üretilen şey ne kadar mükemmel bir şey olursa olsun, iyi bir reklam ve satış altyapısı olmadan kar edemez.
Rekabet denilen şey, bazen işçi olmayı patron olmaktan çok daha avantajlı hale getirebiliyor. İyi bir aşçı, bazen bunun farkında olan kişilerce desteklenerek patron haline gelebiliyor. Yeterince satış yapamayan patronlar, işlerini, eşlerini, tüm varlıklarını, hatta hayatlarını kaybedebiliyorlar. İyi bir işçi ise batan patronunun yanından ayrılarak, kolayca başka bir iş bulabiliyor.
Günümüzde üretimde işçi emeğinin kullanılmasının, gittikçe azaldığını, işleri büyük oranda yapay zeka, internet ve robotların yaptığını düşündüğümüzde, artık Marx ve Engels’in üretime dayalı teorilerinin tamamen çöktüğünü söyleyebiliriz. Elbette üretim hala önemini koruyor ama farklı dinamiklerle…
Marx ve Engels’in neden yanıldıklarını incelersem, aslında yanılmalarının kaynağının “kendi düşüncelerini bilimsel sanmaları ve bilimsel bir düşünce ile gelecek tahmini yapabileceklerini düşünmeleri” olduğunu söyleyebilirim. Geçmişe bakarak gelecek tahmini yapmak, çok risklidir. Hele geçmiş doğru değerlendirilememişse…
Yine her iki filozof da çok geniş kitleleri etkilemiş, bu etki belki kendi görüşlerinin de yanlış çıkmasına sebep olmuştur. Yani haklarını da vermek gerekir. Keşke hala onların özellikle sınıfsız bir toplum hayallerinin gerçekleşeceğine inananlar olmasaydı. Belki günümüz sorunlarına daha çok kafa yorulabilirdi.