Geçen yazımda, daha ciddi felsefi sorunlarla ilgilenebilmek için önce sınıfsız toplum hayallerinin bir kenara bırakılması gerektiğini söylemiştim. Çünkü sınıfsız bir toplum kurmak mümkün değildir.
Her şeyden önce “Sınıf” kavramı içine her türlü ayrımın sokulabileceği bir kavramdır. “Birinci sınıf bir doktor” dediğimizde bile doktorları sınıflandırmış oluruz. Birinci sınıf varsa, en azından ikinci sınıf olacağını mantıken vurgulamış oluruz. Yani sınıflandırma aslında kişiye göre değişen de bir şeydir.
İşçi sınıfı, patron sınıfı. Farkı yaratan ne ? Marx’a göre üretim araçlarının sahipliği durumu. İşçiler üretim araçlarının sahibi olursa ? O zaman işçiler, patron olur. Peki bir fabrikada herkesin patron olması mümkün mü ? Hadi yetki, yönetim ve organizasyon sorunlarını bir yana koyalım, 10 senelik bir fabrikaya yeni işçi, pardon patron alınması gerekirse, bu yeni patronlar 10 senelik patronlarla aynı hak ve yetkilere mi sahip olacak ? 10 senedir işleri yürüten patronlar ile yeni patronların aynı maaşı almaları adil mi olacak ? Yoksa ortaya 10 senelik patronlar ile yeni patronlar şeklinde iki sınıf mı çıkacak ?
Eğer insan doğasına bakarsak, ikincinin olması kaçınılmaz. Basit bir işletmede bile sınıfsızlık durumu olamazken, bir toplumda sınıfsızlık olamaz. En başta insanlar birbiri ile eşit değildir. Çünkü eşit olmaları için aynı fabrikadan çıkma, aynı işleve sahip, robotlar olmaları gerekir. Zeka farkları, bedensel farklar, kişilik farkları, deneyim farkları… başta olmak üzere bir çok fark, insanların birbirine eşit olmamasına sebep olur. Bir yüzücü, yüzme bilmeyen biri ile yüzme yarışına sokulmaz.
İnsanlar arasında eşitlik ancak haklar açısından olur. Bu açıdan bakıldığında eğer bir ülkede vatandaşlar arasında haklar açısından bazı farklar varsa, aynı konularda birilerine kolaylık sağlanırken, birilerine zorluk çıkarılıyorsa ve bu da bir sınıf ayrımı olarak belirginse, o zaman o sınıf ayrımına karşı savaşılır. Yoksa bütün vatandaşların eşit haklara sahip olduğu bir toplumda, sınıf ayrımları daha özneldir.
İki kişi düşünün. Aynı miktar para kazanıyor olsunlar. Bir tanesi az bir harcama yaparak parasını biriktiriyor. Diğeri ise parasını kendi keyfi için istediği gibi harcıyor. Para biriktiren kişi bir sermaye sahibi olunca iş kuruyor. Bir süre sonra parasını harcayanın patronu oluyor. Ortada kişisel tercihlerle patron olan ve işçi kalan iki kişi var. Bu ikisini eşitlememiz mi lazım ? Sorunumuz bu mu ? Hayır !
Bir ülkede sistem, çalışana, aklını kullanana, risk alana hakkını vermeli. İster patron olsun, ister çalışan işini iyi yapan kişi hakkını almalı. Eğer alamıyorsa, eğer birinci sınıf doktor olduğunu düşündüğümüz kişi, ikinci sınıf doktorlardan daha az kazanıyorsa, orada bir sorun vardır. Liyakatsizlik, çalıştığının karşılığını alamama, eğitim aldığın işi yapamama, alnının teri ile yapılan her işe aynı saygıyı göstermeme, yasa dışı yollarla zengin olma gibi konular, bence bir toplum için esas üzerinde durulması gereken şeylerdir.