Ölüm

Ölümü fazla düşünmeden geçirilen bir hayat, tamamen ölüme hazırlanılarak geçirilen bir hayattan bence daha iyidir.

Bu bir gün öleceğimizi tamamen unutmamız ve ölümden sonrayı hiç düşünmememiz gerektiği anlamına gelmez. Sadece bize verilen süreyi doğru değerlendirmek gerektiğini hatırlamak gerekir.

Ne demiş Epikuros : “Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum.”

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Altın Orta

Aristoteles’in insan davranışlarında ölçülülük ile ilgili Altın Orta diye bir yaklaşımı var.

Aslında bu yaklaşım bir çok şeye uygulanabilir. Maalesef günümüzde ya hep ya hiç yaklaşımı daha yaygın.

Ya her şeye muhalifiz, ya da her şeye destek.
Ya seviyoruz, ya sevmiyoruz.
Ya iyi olduğunu düşünüyoruz, ya kötü olduğunu.
En önemlisi, bir şeyi bir sınıfa soktuğumuzda o şeyin, o sınıfın bütün özelliklerini taşıdığına emin oluyoruz.

Bunlar yanlış. Çevremizdeki şeyleri daha doğru değerlendirebilmek için daha ortadan bakmalıyız.

Mesela benim bütün yazılarım faydalı veya bütün yazılarım faydasız olamaz. Bir yazımın beğenilmesi, hepsinin iyi olduğu anlamına gelmez.

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dış Motivatörler

Bizi harekete geçiren iç ve dış motivatörler vardır. Bazı konularda dışarıdan motive edilmemiz kötü bir şey değildir. Ama bazı konularda kötü sonuçlara yol açabilir.

Bazı şeyleri yapabilmemiz için çalışmak dışında bir eksiğimiz yoktur. Mesela çok çalışarak veya kendimize uygun çalışma teknikleri kullanarak üniversite sınavında iyi bir puan almamız mümkündür. Bunun için bizi motive etmeleri de kötü bir şey değildir.

Ama bir de başarmamız büyük oranda elimizde olmayan konulardamotive edilmemiz vardır. 60 yaşında 100 metreyi 10 saniyenin altında koşamayız. Çünkü yaşlanmış organlarımız, “Hadi dede, sen bunu yaparsın.” diye tempo tutulması ile, o performansı gösteremez. Tam tersi kendimizi zorlamaktan kalp krizi geçirmemiz veya sakatlanmamız olasıdır.

Yani dış motivatörlerin doğru konularda dikkate alınması önemli.

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Başkası Adına Konuşma !

En büyük yanılgılardan biri, başkalarının olayları bizim gibi değerlendireceğini, bizim gibi karar alacağını ve bizim gibi davranacağını düşünmektir.

Herkes olayları kendi deneyimlerine, eğitimlerine, bilgilerine ve beklentilerine göre değerlendirir. Bizim için çok önemli olan bir şey, başkası için hiç önemli olmayabilir. Başkası için çok önemli olan ise, bizim için önemsiz olabilir.

Bu yüzden grupların, grubu bir araya getiren payda dışındaki konularda ortak fikirleri olduğunu düşünmek de bir yanılgıdır. Bu kendimizi dahil ettiğimiz gruplar için de aynı şekilde geçerlidir.

Mesela “Biz erkekler, makarna severiz.” gibi bir cümle kuramayız.

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kayıkçı

Akıntıda kürek çeken bir kayıkçıya benziyoruz. Akıntı bazen yavaşlar, bazen hızlanır. Önemli olan kayıkçının küreği ile kayığını yönlendirebilmesidir.

Kayıkçı için en önemli husus küreğini kaybetmemesidir. Çünkü kürek yoksa, kayık tamamen akıntının insafına kalır.

Bizim de küreğimiz irademizdir. İrademizi koruduğumuz sürece, çok kuvvetli akıntılarda bile hayatımıza az da olsa yön verebiliriz. Ama irademizi kullanamayacak bir halde isek, o zaman hayatımız başkalarının insafına kalır.

Peki irademizi nasıl koruruz ?

Her şeyden önce zihnimizi uyuşturacak kötü bağımlılıklarımız olmamalıdır. Durumlar ne kadar kötü olursa olsun, psikolojimizi sağlam tutmaya çalışmalıyız. Gerekirse yardım almaktan kaçınmamalıyız. Ve kimseye tamamen teslim olmamalıyız. İcabında bizi teslim aldığını düşünen kimselere hadlerini bildirmeliyiz.

İşte bunları yaparsak, küreğimiz elimizde olur.

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kitap Okumak

Her insanın okuma hızı farklıdır. Ancak bir de okunan üzerinde düşünmek gereklidir. Belli bir sürede kendimizi geliştirmek için okuduğumuz kitaplardan bahsediyorsak, burada sayı değil, nitelik önemlidir.

Eğer 1 yıl içinde 300 kitap okuyarak kendini geliştirdiğini söyleyen varsa, o sadece göz boyuyordur. Ciddi bir okumada tek bir kitap üzerine bile 1 yıl düşünülebilir. Ama 300 kitap üzerine düşünülemez.

Ben de her gün bir veya birkaç kitap okuyabilirim. Eğer okuduğum kitaplar Teksas, Tommiks ise…

Ama ciddi bir felsefe kitabı, her sayfasında üzerinde düşünülecek konular içerir. O konular üzerinde düşünmeden de kendimizi geliştiremeyiz.

————————

Kitap okumak bir bilgi edinme yöntemidir. Ama günlük hayat için tek başına yetersizdir.

Günlük hayatta içinde bulunduğumuz toplumu tanımak, bazı kararlarımızda fayda sağlar. Bunun için de “Halka inmek” denilen, yoldaki, kafedeki, maçtaki…vb. insanların düşüncelerini öğrenmek gerekir.

Sadece kendi çevremizden aldığımız veriler yanıltıcıdır. Çünkü çevremizi ister istemez bize uyum sağlayabilecek, anlayışımıza yakın insanlardan oluştururuz. Yine yüksek kültür denilen, tiyatro, konser gibi etkinliklerde de kısıtlı bir çevrenin görüşleri yer alır.

Eğer en azından bunun farkında olursak, “Ben çok kitap okuyorum, her şeyi bilirim.” havasıyla olmayacak işlere girişmez ve zarara uğramayız.

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İlgi Alanları ve Cehalet

İnsanların birbirlerinden farklı ilgi alanları vardır. İlgi alanımıza giren bir şeyle derinlemesine uğraşmaktan hoşlanırız. Bir şeyle derinlemesine uğraşmak için sabır ve konsantrasyon gerekir. İşte ilgi alanımıza girmeyen konularda, bu sabır ve konsantrasyonu göstermemiz de zorlaşır.

İlgi alanlarımızla derinlemesine uğraşmamız bilgi farklarımızı oluşturan unsurlardan biridir. Mesela tarih ile ilgilenen biri, daha iyi bir tarihçi olmak için gerekli dilleri öğrenmeye, kitapları okumaya, yerleri gezmeye daha fazla motivedir. Sabrı ve konsatrasyonu daha fazladır, çünkü yaptığı bu faaliyetlerden zevk almaktadır.

Aynı şekilde ressam olmak isteyen bir insan da, aynı şeyin yüzlerce karalamasını yapmaktan sıkılmaz. Gerekli sabır ve konsatrasyon kendisinde vardır.

Bilgi farklarımızın oluşumu ile ilgili yukarıda anlattıklarım bir farkındalıktır. Bu farkındalığa sahip olan bir insan, kendi ilgi alanından kaynaklı bilgilerinin, başkalarında olmamasını normal karşılar. Onları cahillikle suçlamaz.

Mutfağa ilgisi olmayan bir insanın yumurta kırmayı bilmemesi; tarihe ilgi duymayan bir insanın Osmanlıca bilmemesi veya edebiyata ilgi duymayan bir insanın aruz ölçüsünü bilmemesi aynı değerdedir. Bu açıdan bakıldığında herkesin bilmediği bir şeyler vardır. Eğer bir şeyi bilmemek cahil olarak damgalanmak için yeterli ise, hepimiz cahiliz.

Ama bilmemek cahillik değildir. Herhangi bir konuya ilgi duymamak da cahillik değildir. Cahillik, kendimizi doğrudan ilgilendiren ve etkileyen konulara ilgi duymamamız, gerçekleri göremememizdir. Bir insanın veya kaynağın her dediğini, her yaptığını doğru kabul edip, sorgulamamaktır.

Bu yüzden bahsettiğim farkındalığa sahip olmayan bir insan, eğer kendisini süper bilgili bir insan olarak görüyor ve çoğu insanı cahillikle suçluyorsa, gerçek bir cahildir. Zira kendisini bilgi peşinde koşan bir insan gibi gösterdiği halde, cahil dediği insanlardan öğrenebileceği şeyler olduğunu ısrarla görememektedir.

Sonuçta hepimiz ilgi alanlarımız dolayısıyla farklı bilgilere sahibiz. İlgi alanlarımızın dışında kalan konularda ise derinlemesine bilgi alabilmek için gerekli sabır ve konsantrasyonu bulamayabiliriz. Bu nedenle bir profesörün, bir ilkokul mezunundan öğreneceği bir çok şey olabilir. Ve “cahil” sözcüğü çok dikkatli kullanılmalıdır.

Yazılar içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Neyi Yapma ?

“Kendine yapılmasını istemediğini, başkasına yapma.” derler. Yetersiz bir laftır. Çünkü her insan farklı koşullarından kaynaklı, farklı beklentilere sahiptir.

Bize belli bir konuda yalan söylenmesini umursamamamız, başkalarının da umursamayacağı anlamına gelmez. Veya acı çekmekten hoşlanan bir mazoşistin, başkalarının da acı çekmekten hoşlanacağını düşünmesi…

Olması gereken şudur : Başkalarının kendilerine yapılmasını istemediği şeyleri, onlara yapma !

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Korumacılıkta Devlet Müdahalesi

5 yıldızlı bir otel düşünün. Tam turizm sezonunda, turistlerle dolu olduğu halde, bir sebepten ödeme sıkıntısına düşüyor. Elemanları maaş alamadıkları için işi bırakıyor. Elektrikleri kesiliyor…

Şimdi bu otel sahibinin sorunu mudur ? Yoksa devletin sorunu mudur ?

Devletin sorunudur. Zira bir ülkeden mutsuz ayrılan, orada mağdur olan her yabancı turist, o ülke için kötü bir reklamdır. Ve kaldıkları otelin bu duruma düşmesinden daha büyük fazla mağduriyet yoktur.

O halde bunu “Serbest piyasa. Otelci borç ödeyememişse onun sorunu. Bazıları batar, bazıları çıkar…” gibi söylemlerle açıklayamayız. Keza “Elektrik şirketi tabi ki, borç varsa elektrikleri kesecek. Çalışanlar aldıkları para kadar çalışır” da diyemeyiz.

İşte Koruyucu bir devletin farkı böyle durumlarda ortaya çıkar. Koruyucu devlette, aylığını alamayan çalışanların, elektrik ücretini alamayan şirketin, başvurması gereken ve bu işlerle ilgilenen bir kurum olur.

Bu gibi durumlarda Koruyucu devlet devreye girip, sorunu turistlere yansıtmadan çözmelidir. Gerekirse otele kayyum atayarak işleri yoluna koymalıdır.

Otel sahibi veya işletmecisi, hesaplarını düzene sokabileceğini gösterirse, devlet gözetiminde faaliyetine devam eder. Düzeltemeyecek durumdaysa, devlet zamanında tahliye işlemlerini başlatır. Bir yandan alacaklıları korurken, diğer yandan yeni müşterilere verilemeyecek bir hizmetin satılmasını önler.

Bir ülkeye gelen turistlerin, o ülkede yaşayan herkese faydası vardır. Turistler memnun ayrıldıkları sürece, ülkenin reklamı olur. Daha çok turist, daha çok kişiye iş ve gelir sağlar. Bu da Korumacılık anlayışına gayet uygun bir durumdur.

Korumacılık içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bağlantı Kurabilmek

Bilmek önemlidir. Bildiklerimiz arasında gerektiğinde doğru bağlantılar kurabilmek daha önemlidir. Zira bilgi gerektiğinde başka kaynaklardan temin edilebilir. Ama bir başkası bizim yerimize bağlantıyı kurarsa, başarı onun olur.

Saf bilgi sadece bilgi yarışmalarında ve sınavlarda işimize yarar. Gündelik hayatta ise karşımıza bilgilerimizi doğru şekilde kullanmamız gereken durumlar çıkar. İşte bilgilerimizi bir problemi çözebilecek şekilde bir araya getirebiliyorsak, başarılı oluruz. Bunun için başkalarından belki destek alabiliriz, ama sonuç getirecek hamleyi, yani son ve doğru bağlantıyı mutlaka biz yapmalıyız.

Mesela Almanca biliyor olabiliriz. Felsefe de biliyor olabiliriz. Ama bir Alman felsefecinin sözünün Türkçe’ye çevirisinin hatalı olup olmadığını farkedebiliyorsak, o zaman başarılıyızdır.

Kısa Kısa içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın