Standartlaştırma kaynakları konusunda insan faktörü önemli yer tutar. Daha önceki yazılarımda standartlaştırma kaynaklarının bir insan olabildiği gibi, bir kitap, bir kurum ya da alet de olabildiğini yazmıştım.
Kitapları insanlar yazar. Kurumlar insanlar tarafından işletilir ve yönetilir. Aletler de insanlar tarafından yapılır. O halde “standartlaştırma kaynaklarının temeli insandır” diyebiliriz.
İnsanlar kişilikleri, bilgileri ve zekaları yüzünden birbirlerinden farklı düşünce ve çıkarımlara sahiptirler. Aynı konuda iki insan çok farklı düşünebilir. Mesela bir dinin kutsal kitabı, iki ayrı din alimi tarafından farklı yorumlanabilir. Bu iki alimin yazmış oldukları kitaplar ve söylemleri, farklı gruplarca kabul edilip, birer standartlaştırma kaynağı haline getirilebilir. Böylece iki grup aynı dini, farklı standartaştırma kaynakları sayesinde farklı doğrular ile kabul ederler. Mezhepler böyle doğar. Keza bu konudaki bir önceki yazımda verdiğim “Kadın sünneti” örneği de böyle bir doğrudur.
Aynı konudaki iki farklı standartlaştırma kaynağından hangisinin kesin doğru olduğunu söylemek kolay değildir. Kişiler kendi doğrularını etkisi altında olduklar kaynağa, veya inceledikleri farklı kaynaklara dayanarak kendileri belirlerler.
Bir de bakış açısı ile ilgili problemler vardır. Mesela birçok kitapta ve kaynakta Amerika’yı Kristof Kolomb’un keşfettiği yazılıdır. Oysa günümüzde Vikinglerin Kuzey Amerika’ya çok daha önce ulaştıkları biliniyor. Bu yüzden bazı insanlar Amerika’yı Vikinglerin keşfettiğini doğru kabul ediyor. Bir de Amerika’da insan yaşamının başlaması konusu var. Zira Kolomb da Vikingler de Amerika’ya ulaştıklarında orada yaşayan insanlar vardı. O halde evrim teorisine göre evrimleşerek Afrika’dan yayılan insanın, Amerika’yı çok daha önce bulmuş olması gerekir. İşte bu noktada da bazı uzmanlar, Amerikan yerlilerinin, Sibirya ve Bering Boğazı üzerinden giden Türk kavimleri olduğunu iddia edebiliyor.
Avrupalılar Kolomb’dan önce Amerika kıtasından haberdar değillerdi. Nitekim Kolomb da Hindistan’a ulaşmak için yelken açmış, hatta uzun bir süre bulduğu toprakları Hint Adaları sanmıştı. Bu yüzden Avrupalılar açısından Amerika’yı bulanın Kolomb sayılması yanlış değildir.
Aynı şekilde bazı Türklerin de Kızılderililerin Türk olduğunu iddia etmeleri, bilimsel araştırmalar ile kesin olarak çürütülmediği sürece yanlış değildir.
Keza bugün Viking soyundan gelenler de, her ne kadar ulaştıkları toprakların yeni bir kıta olduğunu anlayamamış olsalar da, Amerika’yı aslında kendilerinin keşfettiğini söyleyebilirler. Bu tamamen bakış açılarından kaynaklanan bir problemdir.
Bakış açısı farklılıkları, günümüzde iletişim imkanlarının gelişmesi ile çok hızlı yayılabilmektedir. Hemen her konuda birbiri ile çelişen bilgilere kitaplar, dergiler, videolar ve internet siteleri aracılığı ile kolayca ulaşılabilmektedir. Bu bilgilerin kaynağı konumundaki bazı yayınlar, çeşitli gruplarca standartlaştırma kaynağı olarak kabul edilebilmektedir.
İnsanların gelişen teknoloji ile bireysel ve grupsal düşünce ve bilgilerini kolayca kamuya açmaları, ve diğer insanların da bunlara kolayca ulaşabilmeleri, standartlaşırma kaynağı olma iddiasındaki yayınları arttırmaktadır. Dolayısı ile bakış açıları ve çelişkiler de artmaktadır.
Artık internet üzerinde bir olay ile ilgili iki – üç farklı anlatım bulunabilmektedir. Buradaki önemli bir husus, iletişim araçlarının insanları etkileme ve yönlendirme yeteneğinin, çeşitli kişi ve gruplarca propaganda amaçlı kullanılabilmesidir. Bunu da yapabilmek için gerektiğinde kasıtlı olarak gerçek olmayan bilgiler, insanlara bu standartlaştırma kaynakları aracılığı ile sunulabilmektedir.