Sorgulama mantığı ile ilgili ilk yazılarımda bazı sorgulama örnekleri üzerinden ortak paydalar yakalamaya çalıştım. Şimdi biraz geri gidip Formel Mantık öncesi için Aristoteles’e bakmakta fayda var.
Aristoteles önermeler arasındaki bağlantıları sorgulamış ve kesin olduğunu düşündüğü önermelere yapılan bağlantılar ile başka önermeleri de doğrulamaya çalışmıştır.
Aristoteles Mantığına göre “Mehmet bir ölümlüdür.” önermesinin doğru olması için bir kesinliğe ihtiyaç vardır. O kesinlik “Tüm insanlar ölümlüdür.” önermesinden gelir. Aradaki bağlantıyı ise “Mehmet bir insandır.” önermesi sağlar ki, bu önermenin de doğru olması gerekir.
Toparlamak gerekirse Aristoteles Mantığına göre klasik bir önerme şu şekilde doğrulanır :
Tüm insanlar ölümlüdür. Doğru bilgi
Mehmet bir insandır. Doğru bilgi
Mehmet bir ölümlüdür. Doğru bilgi
Elbette Klasik Mantık içinde farklı düzenlemeler ve bazı önermelerin yanlış veya kısmen doğru olması halindeki olasılıklar üzerinde de durulmaktadır. Ancak burada önemli bir husus daha var.
“Tüm insanlar ölmlüdür” önermesinin kesin doğru olduğunu nereden biliyoruz ? İşte bu noktada “Tümevarım” önem kazanıyor. Tüm insanların ölümlü olduğunu, ancak tüm insanları gözleyerek bilebiliriz.
Bu noktada Sorgulama Mantığının da temelini oluşturacak iki önemli husus var. Zaman ve Tanıklık
Tüm insanların ölümlü olduğunu söyleyebilmemiz için belli bir zaman içinde yaşayan tüm insanların ölümlerine tanıklık edilmiş olması gerekiyor. Elbette bu tanık tek bir kişi değildir. Tek bir kişinin tanıklığı sadece çevresi ve haberini aldığı kişiler için olabilir.
Oysa biz önermemizde “Tüm” kelimesini kullanıyoruz. Bu yüzden insanlığın başından beri yaşamış bütün insanlar ile ilgili bir tanıklığa ihtiyacımız var. Bu tanıklığı sağlayan elbette standartlaştırma kaynakları.
Dünyadaki bütün standartlaştırma kaynaklarını incelememiz mümkün değil. Her insan kendi ulaşabildiği kaynaklardaki bilgileri alabilir. Mesela hiçbir basın yayın aracının olmadığı antik çağda, bir köylü standartlaştırma kaynağı olarak ancak köyün ileri gelen kişilerinin söylemlerini bilebilir. O kişiler de atalarından duyduklarına ve kendi tanıklıklarına göre bütün insanların öldüklerini söyleyebilirler.
Buradaki hassas nokta şudur. Antik Çağ, aynı zamanda insana benzeyen ölümsüz tanrılara inanılan bir çağdır. Dolayısı ile bir insan gerçekten ölümsüz olsa, o dönemde “İnsan” olarak değil, “Tanrı” olarak kabul edilirdi.
Sonuç olarak aksini hiçbir yerde okumadığımız ve görmediğimiz sürece “Tüm insanların ölümlü olduğu” tümevarım ile bilinen tanıklık edilmiş bir doğrudur.
Gelelim bağlantıyı sağlayan ikinci önermeye. “Mehmet bir İnsandır.” Bu önermenin doğruluğunu nereden biliyoruz ? Mehmet’in yaşadığı süre içerisinde, Mehmet’i gören herkesin buna tanıklık etmesinden. Yine Zaman ve Tanıklık.
Eğer Mehmet’i tanıyanlardan bazıları, Mehmet’in uzaylı olduğunu iddia etselerdi. O zaman kolayca insan olduğunu söyleyemezdik. O zaman tanıkların, Mehmet’in uzaylı olduğunu düşünmelerinin sebeplerini sorgulamamız gerekirdi.
Bu tarz ihtilaflı durumların üzerinde daha ileride duracağım. Şimdilik doğruya ulaşmada Zaman ve Tanıklığın temel oluşturan önemini açıkladığımı sanıyorum.