Arama
-
Son Yazılar
Facebook Sayfam
Yorumlar

Zaman Üzerine için Zaman Üzerine 2 | FE… İdeolojimiz Bize Uygun mu… için İbrahim YILDIZ Sokrates ve Bilgi için dusunentarih Sokrates ve Bilgi için Aydın Rozental Sokrates ve Bilgi için dusunentarih
Doktorun Seçimi
Bu bilinen bir problemdir. Bir doktorun organ yetmezliği çeken ve ölmek üzere olan beş hastası vardır. Uygun organların nakledilmesi ile kurtulacaklardır.
Doktor tanıdığı sağlıklı bir insanın organlarının bu beş insana uyduğunu öğrenir. Yani sağlıklı insanın, ölümü beş kişinin hayatını kurtaracaktır. Doktor bir seçimle karşı karşıyadır. Bir kişinin hayatı mı, beş kişinin hayatları mı ?
Bu problemde karar verirken bakılması gereken şey olay değil, olgudur.
Sağlık sistemi bütün insanların sağlığını korumak için vardır. Bu toplumdaki insanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar. Bu gibi güvenceler toplumu bir arada tutar.
Örnek olayda beş hastaya karşı bir sağlıklı insanın feda edilmesi düşünülüyor. Ancak toplum genelinde bu tip bir hastalığa sahip olanların sayısı, sağlıklı insanlardan çok çok daha azdır.
Sağlıklı bir insanın beş sağlıksız insan için feda edilmesi, bütün sağlıklı insanlarda korku ve infiale neden olur. Toplumun sağlık sistemine güveni sarsılır. Bu da toplumsal bütünlüğü bozar.
Bu problemin bir de ihtiyar versiyonu vardır.
Devlet sağlık harcamalarında gençlere, ihtiyarlardan daha fazla mı önem vermelidir ? Çünkü gençlerin önünde yaşayacak daha fazla zamanları vardır.
Umut insanların vazgeçilmez bir özelliğidir. Hepimizin geleceğe dair bazı umutları vardır. Sağlıklı bir yaşlılık geçirmek ve gerektiğinde tedavi edileceğimizi düşünmek de bu umutların bir parçasıdır. Çünkü yaşlanmak hepimiz için zorunlu bir istikamettir.
Umudunu kaybeden bir insanın yaşamak için fazla bir sebebi kalmaz. Yaşamak için sebebi kalmayan insanlardan da sağlıklı bir toplum olmaz. Yani bizim umudumuzu kaybetmememiz gerekir. İşte devletin yaşlılara yardım ettiğini görmek de bunu sağlar.
Biz genç olduğumuz halde, yaşlıların ölüme terkedildiğini görürsek, bir gün yaşlandığımızda aynı şeyin başımıza geleceğini bilerek nasıl yaşarız ? İşte yaşlılara verilen hizmetin aslında böyle bir toplumsal yanı vardır.
Velhasıl bu gibi problemlerin cevabı prensip bazında verilir. O prensipler de toplumsal huzur ve birlikteliği korumak içindir.
Yazılar içinde yayınlandı
doktor, felsefe, hasta, hizmet, ihtiyarlık, sağlık ile etiketlendi
Yorum bırakın
Yalancı Paradoksu ve Puslu Mantık
“Ben bir yalancıyım. Doğru söylüyorum.”
Felsefe tarihinde en çok tartışılan paradokslardan biridir bu söz. Sözü söyleyen doğru söylüyorsa, İfadesine göre yalancı olmalıdır. Ama doğru söylemiştir. Yalan söylemişse, İfadesi de yalandır. Bu yüzden yalancı olamaz. Ama yalan söylemiştir.
Eğer bunu klasik mantığa göre değerlendirirsek kolay kolay içinden çıkamayabiliriz. Çünkü klasik mantığa göre yalancı yalan söyler.
Peki yalancı sürekli yalan söyleyen bir insan mıdır ? Mesela kendisine “uyuyor musun ?” diye sorulduğunda yalan söyleyip “Uyuyorum” mu der ? Veya açken yalan söyleyip, tokum mu der ? Tabi ki hayır.
O halde bir insan bütün sözleri yalan olduğu için “Yalancı” olarak tanımlanmaz. Sadece sık sık yalan söyleyebildiği için tanımlanır. Bu bir oran olarak görülebilir. Bu noktada Klasik mantıktan çıkar, Puslu Mantığa gireriz.
Puslu mantık oransal tanımlamalar için çok daha uygun bir mantıktır. Bu mantık sayesinde, mesela sözlerinin yüzde 30’undan fazlası yalan olan bir insanı Yalancı sınıfına sokabiliriz.
Şimdi yukarıdaki sözü böyle bir insanın söylediğini düşünelim. Evet kendisi bir yalancıdır. Ama bu sözü doğru söylediği yüzde yetmişlik kısımın içindedir.
Veya tersinden bakarsak, kendisi sözlerinin yüzde 20’si yalan olan ve bizim yalancı olarak tanımlamadığımız bir insandır. Bu sözü de o yüzde 20’lik kısma giren yalanlarından biridir. Dikkate almaya değmez.
Sorun böylece kolayca çözülür.
Burada önemli olan husus bu insanın ne dediği değil, bizim onun hakkında ne düşündüğümüz.
Bu noktada kişisel değerlendirme kriterlerimiz de önem kazanır. Mesela benim için birini “Yalancı” grubuna sokmak daha fazla bir oran gerektirirken, bir başkası daha az bir oranla sokabilir. Böylece bana göre yalancı olmayan biri, başkasına göre yalancı olur.
Şans ve Tanrı
Tanrının bizim için bir şey istemesi ile şansımız olması arasındaki fark nedir ?
Olaya sonuçtan gidersek fazla bir fark göremeyiz. Mesela Büyük İkramiyeyi kazanmış bir insan “Şansım varmış” da diyebilir, “Tanrı öyle istemiş” de…
Ama olaya gidişten bakarsak iş değişir.
Tanrı, mutlak güç sahibi olarak, bizim Büyük İkramiyeyi kazanmamızı isterse, buna biz bile irademizle engel olamayız. Çekiliş için bilet almasak bile, Tanrı bir şekilde o bileti bize ulaştırır. Hediye gelir, bir firmadan yaptığımız alışverişte verilir, yolda bulunur…
Ama şansımız olması biraz bizim elimizdedir. Şansın bize bir şeyi mutlaka yaptıracak bir iradesi yoktur. Olursa zaten Tanrı olur. Yani ikramiyeyi istiyorsak, bileti almalıyız. Şansımızı arttırmak istiyorsak daha çok bilet almalıyız.
İşte Şansa inanmak ile Tanrı’ya inanmak arasındaki fark budur.
Kısa Kısa içinde yayınlandı
Yorum bırakın
Kısa Kısa 8
İnsanı mantıklı düşünmekten alıkoyup, rezil etmede aşırı sevgi ve aşırı nefret aynı oranda etkilidir.
———————————
En büyük hile, göz önünde yapılır ve farkedilmez. Umudun kırılması, karamsarlığa düşürülmek, bir şey değişmeyeceğine inandırılmak böyle bir hilenin unsurlarıdır.
——————————–
Üretimi robotlar yapsın. Devlet bizi beslesin. Biz de yiyip içip gezelim.
İlk bakışta güzel bir fikir gibi görünüyor. Acaba gerçekten öyle mi ? Devlet her ihtiyacımızı adil şekilde karşılayabilir mi ? Biz çalışmadığımız için mutlu, hatta sağlıklı olabilir miyiz ?
———————————-
Felsefe tarihini bilmenin faydalarından biri şudur : Bu sayede kendi felsefemizi oluşturabileceğimiz sağlam alternatiflerimiz olur.
Mesela bir hazcı gibi yaşamak istiyorsak, bu felsefenin detaylarını ve buna gelen eleştirileri değerlendirme şansımız olur.
————————————–
Kişisel gelişim için iki temel gereklidir.
1 – Sorgulamak
2 – Geniş bir bakış açısı
Bu ikisi olmadan kişisel olarak gelişmek, kişinin kendisine değil, ondan faydalanmak isteyenlere yarar sağlar.
Kısa Kısa içinde yayınlandı
Yorum bırakın
İnsanın cenneti
Belli bir yerin güzelliği, oranın doğal güzelliklerinin yanında insanlarından da kaynaklanır.
İnsanlar çölü cennete çevirebildikleri gibi, cennet gibi bir yeri de cehenneme çevirebilirler. Beğenilen bir yerin tercih edilmesinde, insanlarının kültürünün etkisi büyüktür. Bu yüzden beğenilen yerleri insanlarından ayrı düşünmeyip, oradan faydalanmak için o insanların kültürüne uymak gerekir.
Osho’nun dediği gibi “iyi insanlar nereye giderse, cennet orası olur !
Kısa Kısa içinde yayınlandı
Yorum bırakın
Fanus
Sadece kendi düşüncemizden insanları çevremizde tutarsak, bir fanus oluşur. Düşüncelerimiz bu fanusun içinde kalmaya başlar. Bir süre sonra fanusun içindeki herkes aynı hataları yapmaya başlar. Mesela Naziler böyle bir fanusun içinde kalmışlardır. Tarikat üyeleri, bazı sivil toplum kuruluşu üyeleri… aynı şeyi yapar.
Bu kişisel bir sorumluluktur. Çaresi farklı düşüncelere açık olmaktır.
Kısa Kısa içinde yayınlandı
Yorum bırakın
Televizyon ve Kitap
İnsan bir şeyi ne kadar çok duyusu ile deneyimlerse, o kadar çok öğrenir. Bu bilimsel bir bilgi.
Bilimsel olmayan şey ise, televizyon seyretmenin, kitap okuyanlar tarafından küçümsenmesi.
Kitap okuma sadece görme duyumuzu kullanarak yapılır. Televizyon ise hem görme hem işitme duyumuz kullanılarak seyredilir. Yani bir şeyi daha iyi öğrenmek için televizyon, kitaptan daha iyidir.
Bu noktada önemli olan, ne okunduğu ve ne seyredildiği !
Günümüzde Televizyon kanallarındaki programlardan yapılan şikayetin asıl sebebi, böyle önemli bir kaynağın faydasız şeylerle doldurulmasıdır.
Diğer yandan yanlış ve tek taraflı kitapları okuyan bir insanın da çok şey öğrenebildiği söylenemez. Televizyon seyretmeyi de ancak öyle bir insan küçümser.
Kısa Kısa içinde yayınlandı
öğrenmek, Bilgi, felsefe, kitap, okumak, televizyon ile etiketlendi
Yorum bırakın
Paylaşım Yaparken…
Bir paylaşım yaparken şunlara dikkat ederim.
1 – Yasalara uygun mu ?
2 – Bir kişi veya grubu incitiyor veya kızdırıyor mu ?
3 – Paylaşımımda gerçeğe aykırı bir şey var mı ?
4 – Söyleyeceğim şeye aykırı örnekler var mı ?
5 – Kullandığım kelimeler, anlatmak istediğimi tam ifade ediyor mu ?
Bazen bunlardan bir tanesi bile, düşündüğüm paylaşımı yapmamı engelleyebiliyor.
Yazılı paylaşımların böyle bir avantajı vardır. İnsanın elinden bir anda çıkmadan, üzerlerinde düşünme şansı…
Göçmen Problemi
İnsan vücudu belli bir orantıda yavaş yavaş büyür. Ergenlik çağında hızlı büyüme sırasında bu orantı bozulabilir ve komik bir görüntü oluşur. Daha sonra düzelerek sağlıklı bir görünüme kavuşur. Elbette bu herkeste böyle olmaz. Bazı orantısız ve gereğinden fazla büyüyen insanlar ciddi sağlık sorunları yaşarlar. Sonradan bir organımızda veya vücudumuzda oluşan fazlalıklar ise ciddi hastalıkları gösterir.
Ülkeler de insan vücuduna benzer. Sağlıklı bir ülke, dengelerini kurmuş ve orantılı bir şekilde büyüyen ülkedir. Gıda, barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçlar, sosyal ihtiyaçlar, ekonomik kurumlar, belli bir nüfusa göre ayarlanmıştır.
Böyle dengeli bir ülkeye nüfusuna oranla ciddi miktarda göç olması, o ülkenin sadece kültürel değil, ekonomik ve sosyal dengelerini de bozar. Aynı vücutta oluşan fazlalık gibi ülkede bir fazlalık oluşur.
Mesela hastaneler yetersiz kalabilir. Ciddi miktarda vatandaş işsiz kalabilir. Barınma sıkıntısı doğabilir. Ev fiyatları ve kiralar yükselebilir. Gıda sıkıntısı yaşanabilir. En önemlisi güvenlik sorunları artabilir.
Bu nedenle büyük miktarda göçmen veya sığınmacı, düşünen her insan için problemli bir durumdur.