Görecelilikten bahsederken üzerinde durmamız gereken en önemli kavram “Doğru” kavramıdır. Öncelikle yazının bundan sonrasına Türkçedeki “Doğru” kelimesi üzerinden devam edeceğimi vurgulamam gerekir. Kavramlar çeşitli dillerde farklı adlar ile ifade edilirler. Bazı dillerde farklı kavramlar aynı ad ile ifade edilebilir. Bu da özellikle çevirilerde ve yorumlamalarda sorunlara ve yanlış anlamalara yol açar. Aslında bu durum daha ileride bahsedeceğim göreceliliklerden biridir.
Türkçede “Doğru” kelimesinin çok çeşitli anlamları vardır. Benim bu yazıda vurgulayacaklarım “Yanlış olmayan” ve “Gerçek” anlamlarıdır.
Doğru ve Yanlış insanlara has kavramlardır. İnsanın çeşitli konularda verdiği hükümlerdir. İnsanın olmadığı yerde bu kavramlar da yoktur. O halde bir şeyin doğru olması en az bir insanın onu doğru kabul etmesiyle mümkündür. Bu husus önemli ve ileride daha fazla açıklayacağım.
Kimse bilinmeyen bir konunun doğruluğunu tartışamaz. Bu cümle yanlış anlaşılabileceğinden biraz açayım. Dünya üzerinde elbette bilinmediği düşünülen çok konu var. Ve bilinmedikleri için en büyük tartışmalar bunlar üzerinde oluyor. Ancak o konular benim tanımıma göre biliniyor. Çünkü haklarında bir şeyler söylenebiliyor. Benim “bilinmeyen” ile vurguladığım konunun kendisi.
Örnek vermek gerekirse : Uzaylılar. Olup, olmadıkları tartışılıyor. Ve uzaylı dendiğinde herkesin aklına iyi – kötü bir fikir geliyor. Bu yüzden Uzaylılar bana göre bilinen bir konu. Hatta çok bilinen bir konu. Ancak dünyanın bir yerinde henüz kimsenin görmediği bir antik kalıntı olsa, bunu kimse bilmediği için kimse de hakkında fikir yürütemez. Antik kalıntı bir insan tarafından bulunana veya aranana kadar bilinmiyordur. Ancak birileri o kalıntıyı tesadüfen bulduğunda veya bir şüphe üzerine aramaya başladığında, o kalıntı hakkında bir şeyler söylenebilir. O kalıntılar hakkında söylenen şeylerin de doğru veya yanlışlığı tartışılabilir. Böylece doğru ve yanlış kavramlarının olması için, insanın olmasının gerekliliğini bir kere daha vurgulamış oluyorum.
Doğru kavramının insan ile ilişkisi 2 türlüdür.
Düşünsel doğruluk ve Söylemsel doğuluk. Bunlar da yine ikiye ayrılırlar.
Düşünsel Doğruluk
1 – Düşünülenin doğru olması.
2 – Doğru şekilde düşünmek.
Söylemsel Doğruluk
1 – Söylenenin doğru olması.
2 – Doğrularını söylemek.
İlk bakışta bu ayrımlar aynı şeyi anlatıyormuş gibi düşünülebilir. Ancak özellikle terslerinin tanımlarından ayrımlar net bir şekilde görülebilir. Yani Doğru kavramı gibi ,Yanlış kavramı da aynı şekilde ayrılır. Bu ilişkiler daha sonra doğru kavramının türlerini açıklamada bana yardımcı olacaklar.
Şimdi bunları biraz daha açıklayayım.
“Düşünsel” ile insanın düşündükleri, “Söylemsel” ile insanın söylediklerini vurguluyorum.
1 – Düşünülenin doğru olması : Buradaki durum insanın kendisi ile alakalıdır. İnsan genel olarak bütün düşündüklerini “doğru” olarak bilir. Ancak düşündüklerinden herhangi birinin iç veya dış etkenlerle yanlış olduğuna inandığında, o düşünüleni “yanlış” olarak kabul eder. Yani aksini kabul edene kadar, kişinin bütün düşündükleri kendisi için doğrudur.
2 – Doğru şekilde düşünmek : İnsan bazı çıkarımlar yapmak için verilere ihtiyaç duyar. Bu veriler insana çeşitli kaynaklardan gelir ve insan bunları değerlendirir. İşte bu verilerin güvenilirliğinin, tamlığının tespiti; eksik verilerin aranması ; eldeki veriler arasında sağlıklı bağlantılar kurulması gibi hususlar doğru şekilde düşünmektir. Yetersiz ve yanlış verilerle alınan kararlar; veya veriler arasında yanlış kurulan bağlantılar, yanlış düşüncelere yol açar. Yanlış düşünceler de yanlış inançları doğurur. Elbette insan ilk maddede vurguladığım gibi kendi düşüncelerini doğru kabul eder. Bahsettiğim yanlışlık konusuna türler ayrımımda gireceğim.
3 – Söylenenin doğru olması : Bu madde “Düşünülenin doğru olması”nın tersine kişinin kendisi dışındaki insanlar ile alakalıdır. İnsanlığın doğru kabul ettiği şeyler vardır. İyi anlaşılması için çok uç bir örnek veriyorum. Mesela 1600’lü yıllarda “Güneş’in dünyanın etrafında döndüğü” doğru kabul ediliyordu. Galileo bunun aksini düşündüğü halde, çıkarıldığı mahkemede diğer insanlar için doğru olan şeyleri söyleyerek, kendi hayatını kurtardı. İşte başkalarının doğru kabul ettiği şeyleri söylemeyi, “Söylenenin doğru olması” olarak tanımlıyorum. Bunun tersi ise “Söylenenin yanlış olması”dır. İnsanlar çeşitli sebeplerle bir kişinin söylediklerini yanlış sayabilirler. Bunu da ileride açacağım.
4 – Doğrularını söylemek : Bu ise kişinin kendi düşündüğü ve inandığı şeyleri aynen söylemesidir. Galileo’nun en başta “Dünya’nın güneş etrafında döndüğünü” söylemesi, gibi… Bunun tersini kısaca “Yalan Söylemek” olarak tanımlayabiliriz. Kişinin söyledikleri karşısındakileri kandırma amaçlıdır. Galileo mahkeme önünde doğruyu söylediği halde, kendi doğrularını söylemediği için aynı zamanda yalan söylemiştir.
“söylenenin doğru olması”, kavramı ifade bakımından kafa karışıklığı yaratıyor. “söylemenin doğru olması” daha uygun olurdu örnekteki gibi durumlar için.
BeğenBeğen
Hayır, tam olarak ağzımızdan çıkan sözlerin algılanmasından bahsediyorum.
BeğenBeğen